Bir savaşın nedenini anlamak isteyenler, cephedeki askerlerden çok enerji haritalarına, ticaret yollarına ve sessizce değişen ittifaklara bakmalıdır. Çünkü tarihte çoğu zaman mermiler görünen hedeflere, stratejiler ise görünmeyen çıkarlara yönelmiştir.
İran Üzerinden Yürüyen Büyük Hesap: Asıl Hedef Tahran mı, Küresel Güç Dengesi mi?
Uluslararası siyasetin en büyük yanılgısı, devletlerin açıkladıkları gerekçelerle hareket ettiğine inanmaktır. Oysa tarih bize defalarca göstermiştir ki büyük güçler söylemleriyle değil, stratejik çıkarlarıyla hareket eder. Bu nedenle İran etrafında yaşanan gelişmeleri yalnızca nükleer program, bölgesel güvenlik veya diplomatik krizler üzerinden okumak, meselenin yalnızca görünen yüzüne bakmaktır.
Bugün dünyanın jeopolitik ağırlık merkezi Atlantik'ten Asya'ya doğru kaymaktadır. Bu değişimin merkezinde ise Çin bulunmaktadır. Son kırk yılda ekonomik kapasitesini olağanüstü ölçüde artıran Pekin yönetimi, artık yalnızca bir üretim gücü değil, aynı zamanda küresel güç dengesini etkileyen stratejik bir aktör haline gelmiştir. Ancak her yükselen güç gibi Çin'in de aşması gereken temel bir sınav vardır: Enerji güvenliği.
Modern ekonomilerin damarlarında petrol dolaşır. Fabrikalar, lojistik ağları, sanayi üretimi ve ticaret koridorları enerji olmadan çalışamaz. Bu nedenle enerji kaynaklarına erişim, günümüz dünyasında askeri güç kadar kritik bir unsur haline gelmiştir. İran ise sahip olduğu devasa hidrokarbon rezervleri ve jeostratejik konumu sayesinde bu denklemin en önemli halkalarından biridir.
Tam da bu noktada sorulması gereken soru şudur: İran'a yönelik baskılar yalnızca İran'ın politikalarıyla mı ilgilidir, yoksa daha büyük bir küresel rekabetin parçası mıdır?
Washington'un son yıllarda yayımladığı stratejik belgeler incelendiğinde, Çin'in artık yalnızca ekonomik rakip değil, uzun vadeli sistemik meydan okuyucu olarak görüldüğü açıkça anlaşılmaktadır. Teknoloji savaşlarından ticaret kısıtlamalarına, yarı iletken sektöründen deniz yollarına kadar uzanan geniş mücadele alanları bunun göstergesidir. Enerji de bu mücadelenin dışında değildir.
Devlet aklı açısından bakıldığında mesele yalnızca petrol üretmek değil, petrol akışını yönlendirebilmektir. Çünkü enerji yollarını kontrol edenler, ekonomik dengeleri de etkileyebilir. Bu nedenle İran'ın küresel enerji denklemindeki rolü, yalnızca bölgesel güvenlik tartışmalarıyla açıklanamayacak kadar büyüktür.
Elbette İran üzerindeki baskıların doğrudan Çin'in enerji tedarikini kesmek amacıyla yürütüldüğünü kanıtlayan kamuya açık veriler mevcut değildir. Ancak büyük güç rekabetinin enerji boyutunu görmezden gelmek de stratejik körlük olur. Tarih boyunca boğazlar, limanlar, ticaret yolları ve enerji merkezleri üzerinde verilen mücadeleler, devletlerin gerçek önceliklerini ortaya koymuştur.
Bu nedenle İran meselesine yalnızca Tahran merkezli bakmak yetersizdir. Belki de yaşadığımız süreç, İran'ın ötesinde, 21. yüzyılın küresel güç mimarisini şekillendirecek daha büyük bir hesaplaşmanın parçasıdır. Satranç tahtasında görünen taşlar İran olabilir; fakat oyunun sonucu çok daha geniş bir coğrafyanın kaderini belirleyecektir.
Gazze’ye ve İran’a selam, direnişe devam!