İran’ın ‘Uzatma ve Yıpratma Savaşı’ verdiği konusunda neredeyse tüm analistler ve stratejisyenler hemfikir olmuş.
İran için en doğrusu bu diyorlar.
İran bu şekilde, ABD ve AB ülkelerinin ekonomisini vuracak ve geri adım atmalarını sağlayacak diyorlar.
Tabii bu meseleyi ekonomi üzerinden okumanın bir yönü.
Peki ya bu ABD’li Savaş Bakanı’nın deyimiyle bir din savaşıysa ve Armagedon’a/ Melheme-i Kübra’ya dönüştürülmek isteniyorsa?
Beyaz Saray’dan bir foto paylaşılıyor.
Fotoda ABD’li meşhur evangelist din adamları Trump’ı kutsayarak(!) SAVAŞ DUASI yapıyorlar. Adeta bekledikleri büyük savaşın kapısı aralanmış gibi hareket ediyorlar.
Ne ilginç değil mi! Daha çok kısa süre önce Epstein Dosyalarında Trump’ın görüntüleri konuşuluyordu.
Hatta ABD Temsilciler Meclisi Demokrat Parti Meclis Grubu Başkan Yardımcısı Ted Lieu; Epstein dosyalarında, Trump'ın çocuklara tecavüz ettiğini ve onları öldürmekle tehdit ettiği bilgilerinin yer aldığını bu iddiaların kamuoyuna yansımaması ve dikkat dağıtılması için eski Clinton ailesinin ifadeye çağrıldığını söyledi.
Tam bu esnada terörist Netanyahu Beyaz Saray’a giderek Trump’ı (Epstein dosyaları ile) ikna ediyor. Ardından 28 Şubat günü Siyonistler aniden İran’a saldırıyor ve ABD hemen savaşa giriyor.
Kolundaki "Haçlı/ Kafir" dövmeleri ve Müslüman toplumları aşağılayan ifadeleri nedeniyle "Pentagon'un fanatiği" olarak adlandırılan ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth Siyonist Savaş Bakanı Katz'ı cesaretlendirip, "Sonuna kadar devam edin, yanınızdayız!” diyerek aslında başka bir hesabın olduğuna işaret ediyor.
Uzun zamandır hesaplarını yaptıkları ‘Ortadoğu’daki Din Savaşı’nın startını vermiş oldular.
7 Ekim Aksa Tufanı ile başlayan ‘Yeni Düzen’de kendilerine göre Bölgesel Dizaynı gerçekleştirmek için Kissinger’in ifadesiyle “KAOS’TAN FIRSATLAR DOĞAR!” stratejisiyle hareket ediyorlar.
Bunun için de iki önemli argümana; Mezheb ve Etnik Yapı kozlarına oynuyorlar.
İran’da olası harita değişikliği için etnik yapıyı karıştırmayı hesaplarken bölge çapında da Mezheb argümanını kullanmayı düşünüyorlar.
Körfez ülkelerini İran’a karşı kışkırtmaları ve ABD’li sapkın senatör Lindsay Graham’ın “BAE İran’a saldırmalıdır!” ifadesi ile Siyonistlerin “İran’daki su depolarını BAE vurdu!” şeklindeki söylemlerine karşılık BAE aynı gün içinde bunları reddetmiş, diğer körfez ülkeleri gibi İran’ı uyarmakla yetinmişti.
Anlaşılan o ki; Epstein Cephesi, Mezheb kartı üzerinden bölgeyi ateşe vermekte kararlı.
Buna rağmen İran’ın doğusundaki Sistan ve Beluscistan Eyaletlerindeki 660 Sünni Din Adamı yayınladıkları ortak bildiride; ABD ve israilin saldırılarına karşı sessiz kalmanın dini ve tarihi açıdan kabul edilemez olduğunu belirterek Cihad Fetvasına uyacaklarını deklare ettiler.
Birlik açısından umut verici olsa da Arap ülkelerinden ve ülkemizden yükselen mezhepçi sesler bu zevatın kime hizmet ettiğini sorgulamamıza yol açıyor.
Hegseth’in “İslam Peygamberinin yanılgılarına inanan rejimler” şeklindeki aşağılık ifade ile İran’ı ve İslam’ı hedef almasına rağmen sözüm ona bu hocalardan ses çıkmadı.
İran’a saldırının ilk gününde 170 küçük kız çocuğu okulda parçalanmış, İran ve Lübnan’da binlerce insan katledilmiş on binden fazlası yaralanmışken, yüz binlerce insan evini bırakmak zorunda kalmışken ve bunun daha ne kadar süreceği kestirilemezken ne bu meşhur hocalardan(!) ne de İslam Ülkelerinden(!) bir kınama ve bir tel’in gelmedi.
Ama Direniş Ekseni’ne ve savaşanlara olmadık hakaretler, isnatlar yağdı. Yetmedi mezhep savaşlarını besleyecek ne kadar eski dosya varsa ortaya döküldü.
Haliyle insan merak ediyor;
Bu meşhur hocalar(!) kime çalışıyor?
İslami tabirle önümüzdeki uzunca bir süre için ‘Fitneler Dönemi!’ diyebiliriz.
Hadis kitaplarında Fitne bölümü okunsa da isminin hakkını verircesine yine herkes kendi anlayışına göre yorum yapıyor.
Buna rağmen net bir şey var; fitne zamanında KİMİN YANINDA DURDUĞUNUZ KADAR KİMİN KARŞISINDA DURDUĞUNUZ DA ÖNEMLİDİR!