Son günlerin en çok konuşulan konusu şüphesiz Kuzey Suriye’de yaşanan hızlı gelişmeler ve Pkk/YPG’nin büyük hezimeti oldu.

Doğrusu Şam hükümetinin hızlı ilerleyişi ve Pkk/YPG’nin geri çekilme işlemini dahi yürütememesi kimsenin beklemediği bir olay oldu.

Sol diye geçinen bir örgüt olmasına rağmen devamlı Kapitalist Batı Bloğuyla birlikte hareket eden Pkk, hem stratejik hem de taktiksel onlarca karara imza atmakla birlikte hiçbir sol örgütte görülmeyen ağır yenilgiler almış ancak buna rağmen her defasında yenilgisini Kürd Halkına ‘Zafer’ diye sunma yüzsüzlüğü gösterebilmesi trajikomik başarıdır.

Bu mağlubiyet ve büyük toprak kaybına karşı kuyruğu dik tutma çabasıyla ‘Saç Örme, Kobani’de soğuğa ve açlığa DEM vurarak politize olmuş Kürdleri duygusal manipülasyonla etkileme çabası utanç verici bir tavır. Buna yürek burkan ağlaşmaları katmıyorum...

ABD Savunma Bakanlığı Pentagon tarafından yayımlanan 2026 yılı Ulusal Savunma Strateji Belgesi’ne göre ABD, Amerika kıtasına yönelecek ve başka güçlerin bu kıtaya yönelmesini engelleyecekti.

Bununla birlikte; iç güvenlik ve müttefikler arasında daha fazla yük paylaşımını vurgulayarak, ülkenin savunma önceliklerinde değişiklikler yapılacağını ilan etmişti.

Strateji Belgesinde İran, Rusya ve Çin’e işaret edilmiş ve yakın gelecekte olacaklar adeta sıralanmıştı.

ABD, ileriye dönük bu hedefleri sıralarken Siyonist rejim de boş durmamış ve bölgesel olarak bir ‘Güvenlik Şemsiyesi’ oluşturma çalışmalarını hızlandırmıştı.

Buna göre; Yunanistan, Güney Kıbrıs ve Hindistan’la stratejik anlaşmalar yaparken bir yandan da satın aldığı yöneticiler eliyle çevresini çepeçevre saran Arap Denizinde gedikler açmayı başardı.

Önce BAE’yi (İkinci israil de deniliyor) nasıl yaptığı halen gizli olan hamlelerle tam manasıyla kendi Siyonist ideallerinin güçlü bir maşası yapmayı başardı. O kadar ki; Abu Dabi merkezli Dünya Müslüman Toplulukları Konseyi Başkanı Ali El-Naimi, işgalcilerin Parlamentosu Knesset’te yaptığı konuşmada, BAE-israil ilişkilerinin geniş bir perspektifle ele alınması gerektiğini ve İbrahim Anlaşmaları’nın yalnızca siyasi veya güvenlik odaklı olmadığını, bölgeyi değiştirecek bir faktör olduğunu söyleyecek kadar işi ileriye götürebiliyor.

Ardından Fas yönetimini ele geçirerek ‘askeri tatbikatlara imza attı. Hassas anlaşmalarla Ürdün, Mısır, Suudi Arabistan, Türkiye’yi saf dışı bıraktı derken denkleme Suriye’yi de kattı.

Karayip Adalarında korsanlık faaliyetleri yapan, Pasifikte tekneleri havaya uçuran ve el koyan, mafyatik yöntemlerle hareket eden Emperyalist ABD, şimdi de Uçak Gemilerini İran için konuşlandırarak Siyonist Rejim için ‘Varlık Sorununa’ dönüşen ‘Direniş Ekseni’ni tümüyle saf dışı bırakmaya çalışıyor.

İran’dan yapılan açıklamalarda; ABD’den gelebilecek her türlü askeri saldırıya “daha geniş kapsamlı ve pişman edici” bir karşılık verileceği belirtiliyor.

12 Gün Savaşı’nda müttefikleri (Çin ve Rusya’dan) istediği desteği bulamayan İran bu defa düşmanı kendi imkanlarıyla karşılamanın hesabını yapsa da müttefiklerinden gelen askeri kargo uçakları işin ciddiyetiyle orantılı hareket ettiklerini gösteriyor.

Karayip Adalarından Pasifik’e, Suriye’den İran’a yaşananların birbirinden bağımsız ele alınamayacağını gösteriyor.

Görünen o ki; İran yönetimi ve Direniş gruplarının diğer bileşenleri Siyonist Rejimin taleplerine boyun eğmezse yakın zamanda geniş çaplı ve korkunç etkilere yol açacak bir saldırı gerçekleşecek.

Buna karşılık yıllardır Batılı medya organları tarafından ‘Direniş Ekseni’ terimi yerine kasıtlı olarak ‘İran’ın Vekil Güçleri’ diye adlandırılan Irak’ta Haşdi Şabi ve Irak Hizbullahı, Lübnan Hizbullahı ve Yemen Husi Güçleri’nden üst üste açıklamalar yapılarak ABD ve Siyonist hedeflerine geniş kapsamlı saldırı yapacakları ilanı geliyor.

Aslında İran’ın saldırıya uğraması durumunda İran ve gönüldaşlarının ‘Topyekun saldırıya geçmeleri ve bu kibirli Firavuni güçlerin burnunu yere sürtmeleri gerekir.

Aksi halde (Maazallah!) Direniş grupları, başat güçlerini kaybederek varlık sorunu yaşayacak ve Siyonist Rejim için genişlemenin yolu açılacaktır..