Pervasız sistemsizlik ve hukuksuzluk dönemi fiilen başlamış oldu.
Müzakereler sürerken temel görüşme maddeleri Nükleer silahın yapılmaması ve balistik füze üretiminin sonlandırılması iken aniden bir saldırı ve suikast dalgasıyla uyandı dünya.
Görüşmeler sürerken Siyonist Rejim ve ABD, İran’a şok saldırıda bulundular.
Böylelikle dünya yeni bir sürece girmiş oldu.
Klişeleşmiş deyimle ‘artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak!’
İran’ın ve dünyadaki tüm Şiilerin dini lideri sayılan Seyyid Ali Hamaney ile birlikte üst düzey komutan ve yöneticilerin ilk dalga saldırılarda şehid edilmeleri bölge için yeni süreci başlatmış oldu.
Uzmanlar günlerce ekranlardan Trump ve ekibinin aslında İran’a saldırmak istemediği yönünde yorumlar yapıp dururken Terörist Netanyahu’nun Hava Kuvvetleri Komutanı ile birlikte Washington ziyareti ve Trump’la görüşmesinden sonra aniden söylemler değişmişti.
İran’la müzakerelere önem verdiğini söyleyen Trump aniden savaş dili kullanmış ve nihayette gönderilen uçak gemileri yerlerine vardığı gibi saldırıyı başlatmıştı.
Terörist Netanyahu yine Epstein Dosyalarından Trump maddesi ile ABD’yi savaşa soktu deniliyor. Ne kadarı doğrudur bilinmez ama ABD’nin İran’a yönelik saldırısı Çin’in enerji tedarik yollarını kontrol altına alma hamlesi olarak da değerlendiriliyor.
Sebep ne olursa olsun asıl mesele İran’ın yıllar içinde oluşturduğu ‘Direniş Ekseni’nin hedef alınmasıdır.
Nitekim Lübnan Hizbullah’ına karşı ilk hamleler geldi. Lübnan Hükümeti, Hizbullah’ın silah bırakmasını isteyerek faaliyetlerini yasa dışı ilan etti.
Tabi mesele sadece Direniş Ekseni de değil.
Terörist Netanyahu yaptığı açıklamada; Akdeniz ve Ortadoğu merkezli geniş kapsamlı ittifak vizyonuyla bu eksen, hem güçlü şekilde mücadele ettiğimiz radikal Şii eksene hem de radikal Sünni eksene karşı konumlanacak.” diyordu.
Lanetli kavmin sapkın lideri Netanyahu yine bir demecinde; ‘Tüm İslam Dünyasına sıra gelecek!’ diyordu.
Netanyahu VİP uçağında savaşın gölgesinden korkan bir komutan gibi uzaklardan savaşı yönetmeye çalışıyor.
Savaş kontrolden çıkar mı çıkmaz mı konusu konuşulurken Rusya ve Çin’in ABD’nin Körfezde bataklığa saplanması için ellerini ovuşturdukları ve fırsat kolladıkları bilinmekte.
Çünkü hem Rusya hem de Çin, ABD’nin ileriye dönük planlarından kurtulmak için onu tekrar Ortadoğu’da oyalamayı hesaplamaktalar.
Buna rağmen İran’ı güçlü şekilde desteklememeleri de ilginç bir taktik.
Gelinen noktada bu savaşın tek nedeni sapkın Yahudilerin Arz-ı Mev’ud planı olduğunu artık anlamayan kimse kalmadı.
Ancak tüm yaşananlardaki en ilginç nokta Siyonist işgal rejiminin ısrarla ‘Herkese sıra geleceğini!’ belirtmesi ve buna yönelik ardı sıra hamleler yapmasına rağmen çevre ülkelerden çıt çıkmaması veya tedbir olarak hazırlık yapılmamasıdır.
Türkiye’de artık birçok yazar çizerin yanı sıra emekli kurmay askerlerin ‘İran’dan sonra sıradaki ülkenin Türkiye olduğunu’ ısrarla vurgulamalarına rağmen Siyonistlerin yayılmacılığına karşı ciddi tedbirlerin alınmaması ilginç değil mi?
Yani tabiri caizse tüm Ortadoğu ülkeleri gibi Türkiye de sıranın kendisine gelmesini bekliyor.
Ne acı değil mi Evangelist-Siyonist Koalisyonu artık bahaneye de ihtiyaç duymadan hedefindeki ülkeyi parçalamak ve kaos çıkarmak için masaya yatırmakta ve tüm bölge bunu seyretmekle yetinmekte...