Darağacında adalet değil, intikam vardır. Terör örgütü israilin illegal mahkemeleri dünyanın gözü önünde Filistinlileri hukuk adı altında soykırıma uğratmak istemektedir.

Kadınlar ve çocuklar da dahil, binlerce Filistinli mazlumun katledilmesi an meselesidir. Eğer insanlık bu vahşeti engelleyemez ise onurunu ve şerefini kaybetmiş demektir. Bir avuç siyonist katil, insanlığın vicdanını teslim almıştır.

Bugün ayağa kalkılmayacaksa daha ne zaman?

Mazlumlar idam sehpasına gönderilirken, eğer terör çetesi israilin tepesine gök kubbe cehennem ateşi gibi yağmıyorsa, insanlığın aldığı her nefes haramdır. Her Müslüman, tüm imkân ve kabiliyetini zorlayarak bu zulmü durdurmaya çalışmalıdır. Bu vahşet sendromu, sadece Filistinlilerin değil, tüm Müslümanların imtihanıdır. Özgür dünya ve Müslümanlar şunu asla unutmamalıdır:

Terör çetesinin azgın zalim köpeği Ben Gvir şöyle diyordu:

"Biz, Filistinli esirlerin her şeylerini aldık; şimdi ise canlarını alacağız"

İşte bu söz, tüm insanlığa karşı bir meydan okuma ve bir ümmeti aşağılamadır.

Her Müslümanın, terör çetesi israile karşı kinini ve intikam duygularını diri tutması lazımdır. Bunlara merhamet eden, Allah'ın rahmetinden ve merhametinden uzak olmaz mı?

Tüm insanlığın köleliğini ve kendilerinin efendiligini öngören bir doktrine sahip olan bu maymun ve domuzların çocuklarının insanlık ailesinde yeri yoktur. Tüm komşularının zayıflığını ve zaafını isteyen ve hep bunun için çalışan, fitne ve savaşı, temel politik bir çizgi olarak benimseyen, kendi yumurtasını pişirmek için bir cihanı ateşe verecek olan bu azgın taifenin aldığı her nefes haramdır.

Israilin, Filistinli esirlere yönelik idam cezasını yasallaştırma girişimi, hukuk kisvesi altında işlenen yeni bir zulüm safhasıdır. Bu karar, ne güvenliktir ne adalettir ne de meşru müdafaadır. Bu, devlet gücüyle kurumsallaştırılmış intikam siyasetidir.

Bir devlet düşünün: İşgal ettiği topraklarda, özgürlüğü için direnen bir halka karşı yıllardır askerî mahkemeler kuruyor; çocukları, kadınları, sivilleri cezaevlerine dolduruyor; ardından da bu mahkûmları idam etmek için yasa çıkarıyor. Buna hukuk denebilir mi? Buna adalet adı verilebilir mi? Elbette hayır. Bunun adı, devlet eliyle infaz düzenidir.

israilin “terörle mücadele” söylemi ardına saklanarak meşrulaştırmaya çalıştığı bu karar, gerçekte Filistin halkının iradesini kırmaya yönelik sistematik baskının yeni halkasıdır. Çünkü herkes biliyor ki bu yasa, teoride “terör suçları” için çıkarılmış görünse de pratikte yalnızca Filistinlileri hedef alacaktır. israilli yerleşimcilerin ve Yahudi aşırılık yanlılarının Filistinlilere karşı işlediği cinayetlerde aynı hukukî hassasiyetin gösterilmediği ortadadır. Demek ki burada mesele suç değil; failin kimliği, etnik aidiyeti ve siyasi konumudur.

Daha da acısı, sözde “medeniyet”, “demokrasi” ve “insan hakları” söylemleriyle dünyaya ahlak dersi veren çevrelerin, bu karara karşı ya sessiz kalması ya da cılız açıklamalarla yetinmesidir. Aynı uygulama başka bir ülkede yapılsa günlerce manşetlerden düşmeyecek olan bu skandal, israil söz konusu olduğunda diplomatik nezaket cümleleriyle geçiştirilmektedir. Bu da göstermektedir ki uluslararası sistemin insan hakları söylemi, çoğu zaman güçlünün çıkarına göre şekillenen seçici bir tercihten ibarettir.

Ancak tarih göstermiştir ki darağaçları halkların özgürlük iradesini teslim alamaz. İdam sehpaları, işgali meşrulaştıramaz. Kurşunlar nasıl bir halkın hafızasını silemediyse, darağaçları da Filistin davasını bitiremeyecektir.

israil bugün Filistinli esirleri darağacıyla susturabileceğini sanıyorsa, tarihin en büyük yanılgılarından birini yaşıyor demektir. Çünkü zulüm, darağacı kurabilir; fakat meşruiyet inşa edemez.

Ey insanlık, idam sehpasına gönderilen sadece Filistinli mazlumlar değil, tüm insanlıktır.

Ayağa kalkın ve onurunuza sahip çıkın. Bir avuç azgın çeteye teslim olmayın.

Ey Müslümanlar, ayağa kalkın ve kardeşlerimizi idam sehpasından alın ya da kıyamete kadar bu utancınıza ve vebalinize ağlayın.