Soykırımcı Epstein çetesinin İran’a yönelik saldırısı altıncı haftaya girerken yaşanan gelişmelerden dolayı “birilerinin” hesaplarında ciddi biçimde hataya düştüklerine dair itiraflar gelmeye başladı.
Venezuela’da yapılan eşkıyalıktan sonra megalomaninin zirvelerinde dolaşan Amerikan başkanına göre birkaç günde bitecek bir savaştı.
Gelen raporlara göre ekonomik anlamda büyük bir kriz yaşıyordu İran.
Muhalefet güçlenmiş, sokaklar hareketlenmiş, etnik gruplar teyakkuza geçmişti.
Ülkenin lider kadrosu, askeri uzmanlar, askeri tesisler hedef alındığında rejim çabucak çökecekti.
İşgalci Siyonist çetesinin hesabı belliydi; vurabileceği kadar insan vurmak, yıkabileceği kadar yer yıkmak, kan dökmek, cinayet işlemek…
Bu şekilde dünyaya “kim israile kafa tutarsa sonu böyle olacak” mesajı vermek, istediği yeri ve kişiyi istediği zaman vurma hakkına sahip olduğunu her yere ve herkese kabul ettirmek…
Ama kısa sürede hesap hatası yaptıkları çıktı ortaya.
İran, “Eğer bir saldırı olursa bölgedeki Amerikan üslerini ve çıkarlarını vururum” diyordu ve hiçbir ülkeye kıyak geçmeden vurdu.
İran, “israili vuracağım” diyordu, önce savunma sistemlerini yorarak zayıflattı, ardından askeri tesislerinden, enerji merkezlerine, limanlardan stratejik kurumlara kadar her yeri vurdu.
Hürmüz Boğazını geçişlere kapatacağını söyleyen İran, bu dediğini de yaptı ve sadece izin verdiği gemilerin geçmesine izin vererek Amerika’nın ekonomik hakimiyetine ciddi bir darbe vurdu.
Yükselen petrol fiyatları tüm dünyayı sıkıntıya soktu ve bunun sorumlusu olarak israilin kuyruğuna takılmış olan Amerika, hiç olmadığı kadar tepkilerin hedefi haline geldi.
“İstediğimi yaparım” diyen Amerika’nın istediğini yapamadığı tüm dünya tarafından görüldü ve dile getirildi.
Avrupa komisyonu eski Komiseri Thierry Breton’un açıklamaları dile getirilemeyenlerin tercümanı olarak okunmalı.
“Savaşın anahtarları beğensek de beğenmesek de İran’ın elinde” şeklinde bir açıklama yaptı Breton.
Breton, ‘Tahran'ın güçlü bir konumda olduğunu vurgulayarak, İranlıların kendilerini örgütlediklerini ve Çin'in bileşen ve uzmanlık desteği sağladığı bu savaşta yalnız olmadıklarını’ belirtti.
Hesap hatası yapanların saldırgan taraf olan Amerika olduğunu şu şekilde ifade etti:
"Çatışmaların başlamasından bu yana, Patriot füze sisteminin iki yıllık üretimine eşdeğer miktar kullanıldı. Pentagon endişelenmeye başladı.”
Amerika 2 yılda üretebildiği “önleyici füze” miktarını bir ayda tüketmişti ve bu büyük bir krizdi.
Güney Kore’deki Patriotları aldı Amerika; ama mesela Polonya, kendi savunması için aldığı sistemi vermeyi kabul etmedi.
Askerler seslerini yükseltip yapılan “hesap hatasına” itiraz edince de görevden alındılar.
Kara harekatından söz eden Trump, 2 pilotun kurtarılması için 2 uçak, 2 helikopter, SİHA’lar ve çok sayıda askerin feda edilmesini ne zamana kadar gizleyecek Amerikan kamuoyundan?
Körfezdeki üsleri koruyamayan Amerika, Avrupa’daki üsleri kullanamayan Amerika bundan sonra hangi ülkeyi tehdit edebilecek?
İran petrolüne çökmeyi düşünürken doların küresel sistem içerisindeki tahtının sarsılması sonrası darbe yiyecek olan Amerikan sermayesinin baskısına ne kadar dayanacak Trump?
Ve en önemlisi Amerikan halkı, yamyam Siyonistler yüzünden uğradıkları zararı nereden tazmin edecek?
Öyle görünüyor ki Trump, bu “hesap hatasının” sorumluluğunu birilerine yükleyip işin içinden sıyrılmaya çalışacak; ama bu iş o kadar kolay değil.
Mesele sadece yönetim değişikliği ile telafi edilebilecek kadar basit değil.