Mekke müşrikleri bir yolculuğa çıktıklarında helvadan yaptıkları putlarını da yanlarına alırlardı. Acıkınca da midelerine indirirlerdi. Bu durum düşünce ve akide yönünden irdelendiğinde büyük bir tutarsızlık barındırmaktadır. Akıl ve mantık sınırlarını zorlayan bu ilkel tapma geleneği günümüz dünyasında da devam edip yerini yeni izm ve ideolojilere bırakmıştır. Kutsanarak yere göğe sığdırılmayan bu yönetim biçimi Orta Doğu ve yeryüzü mazlum halklarının hakkı söz konusu olunca o cici ve şirin demokrasi zevat-ı şahane favori diktatörlerin elinde anında tokmakrasi ve tiranlığa dönüşür.

Kendi içinde birçok çelişki ve tutarsızlıklar barındıran demokrasi, Yunanca “demos ve kratos” sözcüklerinin terkibinden vücut bulmuş bir kavramdır. Demokrasi, ‘güç, yönetim, iktidar ya da halkın gücü, iktidarı, halkın kendi kendini yönetmesi” gibi birçok anlamı barındırmaktadır. Bu kavram dil bilgisinde de bir tamlama olarak karşımıza çıkmaktadır. Demokrasiyi diğer yönetim biçimlerinden ayıran temel özelliklerinden biri, yönetenlerin yönetilenlerin hak ve özgürlüklerini korumak ve geliştirmek için çalışmalar yapması; bunun yanında yönetimin kararlarından etkilenen bireyler topluluğunu oluşturan seçmenlerin oy kullanırken aynı zamanda yönetimde bulunma haklarını kullanmasıdır. ‘Demokrasi’ kavramının doğduğu coğrafya, Atina’dır. Yani kökü dışarda olup dalları ülkelere sarkan bu zakkum ağacının meyvesi acı ve zehirleyicidir. M.Ö. 5. ve 4. Yüzyıllarda doğan demokrasi nimetinden(!), köleler, kadınlar ve çocuklar faydalanamıyordu.

Nitekim günümüzde karşılaşılan devlet-sivil toplum ya da yöneten-yönetilenler ayrımı ortaya çıkmamış, dolayısıyla Atina şehir devletinin yönetiminde meşruiyet sorunu siyaset gündemini pek meşgul etmemiştir. Bu model, günümüzde de en açıkça bilinen ve yönetimi için ‘demokratik’ nitelemesini kullanan tüm devletlerde uygulanmaktadır ve temsilî demokrasi olarak anılır. Yine bu modele göre, oyların sayımı sonucu ortaya çıkan tabloda, en yüksek oyu alan parti, yani temsilciler topluluğundan oluşan siyasi örgüt, ülkeyi ve toplumu bir sonraki seçimlere kadar yönetme hakkını elde eder.

Yukarıda tanımlamaya çalıştığımız bu demokrasi türlerinin dayandıkları ilkeleri belirleyen farklı yaklaşımlar bulunmaktadır: Başlıcaları, liberal demokrasi, sosyal demokrasi ve sosyalist demokrasi, haydut demokrasi olarak sıralanabilir. Liberal demokrasi, bireyi temel alan, hak ve özgürlüklerin en geniş biçimde yaşanmasını savunan bir görüştür. Bunun yanında, liberal demokrasi, çoğulculuğu, serbest piyasa ekonomisini, sivil toplumu, özel yaşamın dokunulmazlığını ya da bireyin özerkliğini ve karşılıklı hoşgörüyü de savunur ve vazgeçilmez görür.

Günümüzde çoğu Batı ülkesi liberal demokrasi anlayışından doğan çeşitli sistemlerle yönetilmektedir, hatta Avrupa Birliği’nin siyasi temelini de bu demokrasi anlayışının temsil ettiği değerler oluşturur. Yürütmeye ilişkin yetkiler, yasalara uymayan yurttaş ya da kuruluşların yargıya taşınmasını da kapsar; fakat temsilî demokrasilerde, hükümet yargılama sürecine müdahalede bulun(a)maz, uygulanacak ceza/yaptırım konusunda son karar yargı organına aittir. Ne var ki bazen hükümetler yargı sürecini etkileyecek ve demokrasinin vazgeçilmezlerinden olan kuvvetler ayrılığı ilkesine aykırı düşecek müdahalelerde bulunabilmekte, muhalefet tarafından yapılan itirazları ve eleştirileri de oy oranlarına, halkın temsilcisinin kendileri olduklarına vb. vurgu yaparak yanıtlaya bilmektedirler.

DEVAM EDECEK