Hayatta bazı imtihanlar vardır ki insanın omuzlarına ağır bir yük gibi çöker. Evlatla sınanmak da bunların başında gelir. Çünkü evlat, insanın yalnızca dünyadaki bir emaneti değil; aynı zamanda kalbinin en hassas yeridir. Onun sevinciyle mutlu olur, hüznüyle üzülür, başarısıyla gururlanır, hatalarıyla yıpranır. İşte bu yüzden evlatla imtihan, diğer pek çok sınamadan daha ağır hissedilir.

Peki bunun sebebi nedir?

Çünkü insan, onu büyütür, emek verir, gecesini gündüzüne katar, öğretir, korur ve yetiştirir. Bütün bu çabanın ardından da sonucu kontrol edebileceğini zanneder. Oysa imtihanın en ağır tarafı da burada ortaya çıkar; kulun kendisini söz sahibi sanması.

Kur’an-ı Kerim’de Rabbimiz şöyle buyurur: “Biliniz ki mallarınız ve çocuklarınız birer imtihan sebebidir. Büyük mükâfat ise Allah katındadır.” Bu ayet bize önemli bir gerçeği hatırlatır. Evlat yalnızca bir nimet değildir; aynı zamanda bir imtihandır. İnsan çoğu zaman nimeti sever, fakat onun aynı zamanda bir sınav olduğunu unutabilir.

Yaşadığımız zaman bu gerçeği gölgeleyen başka bir anlayışı sürekli önümüze koyuyor. Çocuk yetiştirme konusunda sayısız yöntem, teori ve formül sunuluyor. “Böyle yaparsanız çocuğunuz şöyle olur”, deniliyor. Adeta çocuk yetiştirmek matematiksel bir denklemmiş gibi anlatılıyor.

Elbette anne babanın görevi büyüktür. Çocuk sevgiyle, şefkatle büyütülmeli, doğru değerlerle yetiştirilmelidir. İnsan elinden gelen gayreti göstermek zorundadır. Ancak bütün bu çabanın sonunda unutulmaması gereken bir hakikat vardır. İnsan çalışır, Allah takdir eder.

Bazen Allah uslu, sakin bir evlat verir. Bu durumda imtihan farklıdır. Çünkü kişi kendisine verilen nimetin şükrünü yerine getirip getirmediğiyle sınanır. Bazen de zorlayıcı, asi ya da çeşitli sıkıntılar yaşatan bir evlat verir. O zaman da sabırla sınar. Çünkü imtihan yalnızca yoklukla olmaz; varlık da imtihandır. Sadece zorluklar değil, nimetler de insanı sınar.

Aynı evde büyüyen kardeşler arasında bile ne kadar büyük farklılıklar vardır. Aynı anne, aynı baba, aynı eğitim, aynı şartlar... Buna rağmen birbirinden tamamen farklı karakterler ortaya çıkar. Kimi sakin ve uyumlu, kimi zorlayıcı olabilir. Kimi başarıya odaklanırken kimi bambaşka yollar seçebilir.

Bu durum bize önemli bir gerçeği gösteriyor; insan sebeplere sarılır ama kader Allah’ın elindedir.

İnsanın en çok zorlandığı yer de burasıdır. Çünkü kişi emek verdiği işin sonucunu görmek ister. Çocuğu için yıllarca fedakârlık yapar, dua eder, uğraşır. Ancak bazen sonuç, beklediği gibi olmaz. İşte hakikat budur: Sen sonuçtan değil, gayretten sorumlusun.

İnsan, elinden geleni yapmakla yükümlüdür. Sonuç ise Allah’ın takdiridir. Bu gerçeği kabul etmek kolay değildir. Fakat kalbe huzur veren de budur.

Mehmet Akif Ersoy’un şu mısraları evlat terbiyesinde de yol göstericidir:

“Allah’a dayan, sa’ye sarıl, hikmete râm ol; Yol varsa budur, bilmiyorum başka çıkar yol.”

Yani kul olarak görevimiz çalışmak, gayret etmek ve doğru bildiğimiz yolda yürümektir. Sonucu ise Rabbimizin hikmetine bırakmaktır.

Evlatla imtihan ağırdır. Çünkü insan en çok sevdiği yerden sınanır. Kalbin en derin bağı evlada duyulan sevgidir. Bu sevgi bazen büyük sevinçlere vesile olur, bazen de gözyaşlarına. Hangi durumda olursa olsun mümin için değişmeyen gerçek şudur, çaba kuldan, takdir Allah’tandır.

İnsan bu gerçeği kabullendiğinde yükü hafifler. Kendisini tüketen sorgulamalardan, bitmek bilmeyen pişmanlıklardan ve kontrol etme arzusundan uzaklaşır. Çünkü bilir ki her şeyin sahibi Allah’tır. Evlat da O’nun emanetidir, kader de O’nun takdiridir.

Teslimiyet, çaresizlik değildir; bilakis kalbin Allah’a güvenmesidir. İnsan elinden geleni yaptıktan sonra sonucu Rabbine bıraktığında huzura yaklaşır. İşte evlatla imtihanın ağırlığını hafifleten de bu teslimiyettir. Çünkü insan ancak Allah’ın hükmüne razı olduğunda gerçek anlamda iç huzuruna kavuşabilir.