Geçen hafta birer gün aralıkla Urfa Siverek’te ve Kahramanmaraş merkez ilçede iki ayrı okula yönelik silahlı saldırılar oldu.

Ve hepimiz buna saniye saniye şahitlik ettik.

Hem de saldırı henüz çocuk yaşta iki öğrencinin eliyle oldu.

Saldırılar, bedenleri yaralamak ve canları almakla kalmadı.

Ülke olarak herkese yönelik gün aşırı bir tehdidin kol gezdiğini gösterdi.

İçine düştüğümüz manevi çöküş ve vicdani tahribin somut bir resmi oldu.

Yüreğimiz, acı, hüzün ve kahırdan cayır cayır kül oldu.

Dil, yapılanlar karşısında lal oldu.

Kulak “Ne olur bir daha duymayayım!” temennisiyle sağır olmayı yeğledi.

Kendi ekip biçtiğimizin binler şahidi olduk.

Kendi kabullerimizin milyon pişmanı olduk.

Gördük ki;

Evimizde yarını inşa ve ihya edecek nesiller değil,

Yuvamızda cenneti bize getirecek salih evlatlar değil,

Dünyayı ve ahireti hem kendisi hem bizler hem de insanlık için

Hüsrana, ıstıraba, pişmanlığa ve azaba çevirecek

Merhametsizler, hissizler, fikirsizler ve sadistler yetişiyor.

Oysa önümüzde binler pedagojik öğretiye galip gelen şu Nebevi öğüt ve şu veciz sözler bize kafi değil miydi?

Çocuklarınızı üç hususta yetiştirin: Peygamber sevgisi, Ehl-i Beyt sevgisi ve Kur’an kıraati…” (Hadis-i Şerif)

Çocuklarınızı kendi zamanınıza göre değil, onların yaşayacakları zamana göre (meşru bir şekilde) yetiştiriniz.” (Hz. Ali k.v)

“Çocuklarınızı terbiye etmeye çalışmayın. Çünkü zaten size benzeyeceklerdir. Kendinizi terbiye edin yeter.” (İbn-i Haldun)

Bu minvalde bu iki vahim olay;

Manayı bırakıp maddeye,

Ahlakı bırakıp zevk, haz ve tatmine,

Güveni ortadan kaldırıp güvensiz ortamlara ve şekilsel güvenliğe yönelen,

Çözüm üretmeyi bırakıp sorunları magazinleştiren,

Acılardan rant, viral ve reyting devşiren,

Denetimi bırakıp hayvani serbestliği her alanda meşrulaştıran,

İlgilenmeyi ve değerli hissettirmeyi terk edip yalnızlığa terk ettiren,

Her birey, camia, sistem, yönetici herkesin vebalidir.

Gelinen noktada görüldü ki:

Zorunlu eğitim,

Tevhid-i Tedrisat,

Çoklu, zorunlu, toplu, taşımalı ve karma eğitim

Okullarımıza, sokaklarımıza ve evlerimize

Velilere, öğretmenlere ve öğrencilere

Zulümdür, faydasızdır ve zorbalıktır…

İlla ki EĞİTİMDE ŞİDDETE HAYIR deniliyorsa

Laik, Kemalist ve modern eğitim sistemi ŞİDDET’in hem sebebi hem neticesidir.

İşe buradan ıslah ve tekmile başlamak lazımdır;

Aksi halde ilk düğme yanlış iliklenince diğerlerinin doğru olması mümkün değildir.

“ŞEHRİN İMARI UĞRUNA İHMAL EDİLEN NESİLLER GELİNEN NOKTADA GÖRÜLDÜ Kİ İMAR EDİLEN ŞEHİRLERİ İMHA ETMEKTEDİR.”

“DOĞRU İNSANLAR MEŞRU ALANLARI HAK VE ADALETLE MEŞGUL ETMEZSE YANLIŞ İNSANLAR GELİR MEŞRU ALANLARI BATIL VE ZULÜMLE İŞGAL EDERLER.”

Birileri tavşana kaç tazıya tut, işgüzarlığı içinde olan biteni isimler üzerinden yorumlamak ve bazı isimler üzerinden faturayı şahıslara ve camialara kesmek istiyorlar.

Oysa onların aslında istediği maarif modeli ve değerler eğitimi bağlamında inşa ve ihya edilmek istenen Elif kuşağı ve Ramazan çocukları nesline karşı tahammülsüzlüktür.

Bunlara fırsat ve yol vermek insanımızı tek tek, insi şeytanlara kurban etmektir.

O kişi vesilesi ve etkisiyle açılan ve açılabilecek muhtemel yararlı yolu kapatmaktır.

Artık anlayalım;

Mesele GEZİ’de olduğu gibi “ağaç” meselesi değildir.

Mesele okullara giydirilmek istenen manevi elbise ve okullarda kurulmak istenen namaz ve Ramazan sofrasına karşılık LGBTİ rezaleti ve sadist öğrenci profilidir.

Bu sebeple; pireye küsüp yorgan yakmayalım.

Düşmanla aynı nefesi soluyup aynı bardaktan su içmeyelim.

Kendimize benzetemediğimiz düşmanın bizi kendine benzetme çabasına alet olmayalım.

Onun değirmenine kardeşimizi birtakım arzulara kurban ederek su taşımayalım.