Bir Müslüman, şartlar ne olursa olsun hakkı beyan etmelidir. Hakkın beyanı da “hikmet, şartlar, zaman, ilişkiler ve kişilere” bağlı olarak “sert, yumuşak, zamanlı veya ertelenebilir” değişebilir. Bu satırlar da bu sorumluluğun bilincinde zamanı geldiği ve gerektiği için bir hakkı beyan esaslıdır:
ABD, itrail ve Siyonistlere müttefiklerin İran’a saldırılarının en büyük gerekçesi emperyal menfaatler ve zulümdür. Dile getirilen “Nükleer, terörizm, Şiilik” gibi gerekçeler uyduruk ve bahane gerekçelerdir. Onlara saldıran İran değildir. Tıpkı daha önce onlara saldıranın Afganistan, Irak, Bosna olmadığı gibi. Bu şer ittifakı bu yerleri de işgal ve istila ederken benzer gerekçeler üretmiş, dünya kamuoyunu aldatmış, yanıltmış veya korkutmuştu. Ama netice; gören gözler ve idrak eden zihinler için zulüm, talan, yıkım ve tecavüzden başkası değildi.
ABD ve Siyonist akıl kaynaklı her işgal, müdahale ve savaşın arka planı ve ana hedefi dil, kimlik ve mezhep ayırt etmeksizin mukaddesatımızı, ümmetin kaynaklarını, demografik ve tarihi ağırlıklarımızı hedef alan "Haçlı-Siyonist" bir realitedir. Bu durum; zaman, şart ve ülkeler arası ilişkilere, hısımlık veya hasımlığa indirgenecek siyasi bir uyuşmazlık değildir; tamamen hak batıl savaşının, haçlı hilal kavgasının tarihi bir çatışma zinciridir.
Mümine yakışan olaylara İlahi hikmet penceresinden feraset ve basiret içeren bir bakış olmalıdır. Sevdiğimiz sevmediğimiz, yararlı veya zararlı sandığımız, bildiğimiz veya bilmediğimiz her olayın ardında ilahi bir hikmet vardır. Belki de Allah, Müslümanlar için “Gazze, Yemen, Suriye ve İran” merkezli bu olaylar üzerinden ümmete ve insanlığa hayırlı sonuçlar hazırlıyordur (Bkz. Bakara, 216).
Ancak bu inanç, tutum ve kabul; olayları araştırmayalım, ilgilenmeyelim, sorumluluk almayalım, doğruyu anlamayalım ve şer’i görevlerimizi yerine getirmeyelim manasında değildir, olamaz ve olmamalıdır.
ABD ve siyonist müttefiklerin Suriye, Lübnan, Yemen ve İran’daki askeri ve sivil hedefleri bombalaması, İslam’a karşı yürütülen düşmanlık ve zorbalığın en açık göstergesidir. Din, ahlak, değerler ve uluslararası hukukun bypass edildiği bu politik şeytanlık ve modern vahşilik bir yönüyle EPSTEİN rezaletinin unutturulması ve üstünün örtülmesi çabasıdır. Dolayısıyla Müslüman bir kişi, toplum, camia ve devlet gelinen noktada geçmişi deşmeden, milliliği öne sürmeden, mezhebi ayrılıkları kaşımadan en asıl görev olarak bu saldırıyı kınamalı, reddetmeli; güç, imkân ve makamı bağlamında sorumluluk ve eylemlilik üretmelidir.
İran’ın rejimi, mezhebi, Ehl-i Sünnet dünyaya bakışı ile ilgili bir yanlış varsa bu, bugünün işi ve herkesin görevi değildir. Gün gelir de Müslümanlar güçlenir, özgürlüklerini kazanır ve bir bağımsız iradeye dönerse bir uzlaşı masası etrafında ilim ve hikmet ehlinin müzakeresi ile olacak bir iştir. Bugün, İran'ın hedef alınması ve bir Müslüman beldeye yapılmış dış saldırı söz konusudur.
Bugünün işi İran’a yapılan saldırıyı reddetmek olmalıdır. Müslüman ülkelerin yöneticilerinin ABD’nin yedeğinde üslerini ve bazı mekânları Müslüman bir ülkeye saldırı için kullandırtmamasıdır. Tüm Müslümanlar, halk ve yöneticiler olarak bir vücudun azaları misali tek beden olup işgalci siyonist rejimin yıkılışına ve ABD’nin küresel hegemonyasına son vermeye çalışmalıdır. Böylesi bir tutum, resim ve birliktelik zalimlere ve hainlere korku salacağı gibi müminlerin gönüllerine de şifa olacaktır.
ABD’nin İran’ı bahane ederek ve tahrik ederek yaptığı ümmet coğrafyasına kalıcı olarak yerleşmek ve Siyonist arz-ı mevud projesini hızlandırmaktır.
ABD ve itrailin başını çektiği bu vahşi saldırılara ve zalim savaşa herhangi bir gerekçeyle doğrudan veya dolaylı destek vermek, dâhil olmak İslam ve ümmete karşı işlenen bu suça ortaklıktır. Bölgeyi koruma bahanesiyle kurulan Batılı askeri üsler, bölge başkentleri ve şehirlerine bomba atmaktan, buraları yıkıp yakmaktan ve müminleri katletmekten başka bir şey yapmamıştır, yapmaz da. Bu üslerin ilgili ülkelerin güvenliğini sağlamaya dönük oldukları veya uluslararası bir gereklilik olduğu koca bir yalandır.
Müslüman topraklarındaki her türlü iç ve dış çatışma, gerçek bir İslam projesinin yokluğunda bölgeyi ele geçirme mücadelesidir. O halde ey Müslüman;
Allah’a yönel, tövbe et, dua ile Rabbine yalvar!
Kur’an ve sünnete sımsıkı sarıl!
Şeriatın hâkim kılınması için çalış!
Mümin kardeşini hiçbir gerekçeyle ayrıştırma, düşman belleme!
Ve ümmetin birliği, dirliği ve zaferi için sa’y et!