Geçtiğimiz günlerde davetli olduğumuz bir ortamda bulunan Gazze’den, ribat topraklarımızdan iki değerli misafirle tanıştık. Gazze’nin Eğitim Sorumlusu Dr. Süheyl El Hindi ve Gazze İslam Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Prof. Dr. Kemalin Şaat..

Yüzlerinden Gazze’nin mahzunluğu okunurken kendileri, aileleri ve halklarının yaşadıkları siyonist soykırıma rağmen izzetli duruşları, cesaret aşılayan söylemleri ve haklı davaları için direnişten vazgeçmeyen kararlı tutumlarıyla gerçekten övülmeyi hak ediyorlar.

Gazze’nin, izzetin sembolü Ebu Ubeyde’nin resmi anlamda şehadet haberini de burada aldık. Heniyye, Sinvar, Dayf, Ebu Ubeyde ve daha nice en iyilerin Can’dan, Ser’den geçtiği bu aziz İslam davası gerçekten çok büyük..

Kendilerinden Gazze’de yaşananları, ateşkes sürecini ve eğitimin son halini sorduk, hasbihal ettik..

Dr. Süheyl El Hindi, ABD’nin geçmişte Hiroşima’ya attığı nükleer bombanın 10 katı bombalarla karşılaştıklarını belirterek “Gazze’de hastaneler, evler, camiler, okullar bütün yapılar yıkılırken geride sadece insanlarımızın kadınlarımızın çocuklarımızın haysiyeti, onurlu duruşu kaldı: cesaretiyle mücahitlerimizin izzeti kaldı. Gazze, acının yurdudur; sabırlı insanların yurdu” olduğunu acı veren sözlerle terennüm etti.

HAMAS yetkilisi, Mescid-i Aksa ve mübarek toprakların sadece Filistinlilerin değil tüm Müslümanların sorumluluğunda bulunmasına rağmen 2 milyar Müslüman 400 milyon Arap adına savaş verdiklerini ifade etti. Karşılarında ise terörist israil ve destekçisi ABD, İngiltere, Almanya, Fransa gibi ülkelerin olduğunu dile getirdi.

Gazze’de evlerin, camilerin, okulların, hastanelerin, üniversitelerin bombalanarak 72 bin insanın dünya ülkelerinin sessizliğinde vahşice katledilirken kendilerinin direndiğini, sabredip ecirlerini Allah’tan beklediklerini söyledi.

Dr. Süheyl, iki yıllık soykırım sürecinde maalesef hiçbir İslam ülkesinden askeri anlamda bir destek görmediklerini belirterek, “Eğer ki 7 Ekim sabahında başladığımız operasyonumuza bir İslam ülkesi dahi askeri anlamda destek verseydi yatsı namazını Mescid-i Aksa camisinde kılabilirdik. Ancak ümitsiz değiliz. 7 Ekim Aksa Tufanının en önemli özelliği; bize ayaklanma ve özgürlüğün yollarını öğretti.” diye konuştu.

Bu kısım önemliydi.. Bir İslam ülkesi dahi eğer ki ABD’nin, terörist israilin arkasında durduğu gibi HAMAS hükümetinin arkasında dursaydı bugün acıları değil, sadece Filistin’in özgürlüğü de değil, tüm İslam ümmetinin zaferini, dünya sisteminin değişimini konuşuyor olurduk.

Ancak yine de ümidimiz diri.. 57 İslam ülkesinin suskun kaldığı siyonist emperyalist ülkelere karşı bir avuç mücahidin Allah’ın yardımıyla savaşıyor olması ve tüm dünya halklarının destek verdiği bir davaya dönüşmesi, önümüzdeki süreçte dünya dengelerinin değişimine yön vereceğinden kimsenin şüphesi olmasın..

Bu zor süreçte çeşitli vesilelerle yanlarında duran ülkelere teşekkür eden Dr. Süheyl, özellikle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, HAMAS’ın “Terör örgütü” olmadığını dünyaya deklare etmesi ve Hareketi, topraklarını savunan Kuvayımilliye olarak sınıflandırmasının kendileri için çok anlamlı ve değerli olduğu şeklinde yorumladı.

Dr. Süheyl, topraklarını işgal edenlerin kutsallarına saldırıp, her gün çocuk kadın ayırmaksızın halklarını soykırıma tabi tutarken emperyal güçlerin kendilerine silah bırakmayı dayatmalarının kabul edilebilir olmadığını üstüne basa basa vurguladı. “Bu işgal sürdüğü sürece mücadeleden vazgeçmeyeceğiz. Bu savaşı başlatmak için bir bahaneye gerek yok, zira topraklarımız ve kutsallarımız işgal altında. Bu cihetle Mescid-i Aksa ve tüm Filistin topraklarımız özgür oluncaya dek savaşmaya devam edeceğiz.” diyen Dr. Süheyl, HAMAS’ın bu konuda mesajının netliğine dikkat çekti.

SOYKIRIMA RAĞMEN EĞİTİM ÖĞRETİMİ BIRAKMAYAN, BİLGİNİN GÜCÜNE İNANAN BİR MİLLET..

HAMAS yetkilisi Dr. Süheyl’den sonra Prof. Dr. Kemalin Şaat, konuştu. Gazze’deki eğitim hayatının 7 Ekim’den önce ve sonrasını anlattı..

Eğitim öğretimin, 7 Ekim’den önce bütün halk tabakasının faydalanabileceği şekilde gayet iyiyken, 7 Ekim sonrası işgalci israilin, tüm eğitim kurumlarını yok ettiğini ve neredeyse tüm öğretmen ve akademisyenleri bu süreçte şehit ettiğini ifade etti.

7 Ekim sonrası 3-4 ay sürmesi beklenen savaş uzayınca eğitimi online devam ettirdiklerini, elektrik ve internet aksaklıklarına rağmen Gazze ile Batı Şeria’dan %70 katılım sağladıklarını belirten Prof. Kemalin, süren soykırıma rağmen eğitimden vazgeçmediklerini anlattı. Tüm bunları Allah’ın izniyle başardıklarını söyleyen Prof. Kemalin, amaçlarının 7 Ekim öncesi eğitim modeline tekrar dönmeyi arzuladıklarını dile getirdi.

Prof. Dr. Kemalin Şaat’a; Gazze’deki eğitim kalitesinin yüksek olmasının müfredatı işleten eğitim camiasının bir başarısı mı; yoksa İslami ilim, irşad, ihya çalışmalarının bir semeresi mi olduğunu sordum..

Prof. Kemalin, eğitim meselesinin Gazze toplumuna özel bir durum olduğu şeklinde değerlendirdi. 1948’de Nekbe sonrası işgalci israil zulmü dolayısıyla Gazze nüfusunun iki katı bir nüfusun Filistin’in işgal edilmiş topraklarından Gazze’ye göç ettiğini anlattı.

Verdiği cevabı, Filistin tarihinin dönüm noktaları süreçlerini düşünerek yorumlayacak olursak;

Göç edenler, Filistin dışına giderek rahat bir hayatı tercih edebilecekken başlayan işgalin başarıya ulaşmaması için mülteci olmayı kabul etmişler. Bu, gerçekten çok büyük bir fedakarlık. Zira bu fedakarlık ve direniş olmasa 1948 yılında başlayan işgale karşı direniş, 77 yıldır devam etmezdi. Dünyada hiçbir işgal hareketi bu kadar uzun sürmemiştir. Bu anlamda düşünüldüğünde Nekbe dönemi Gazze’ye göç eden Filistinlilerin asil aileler olduğu, bilgiye, ilime meyilli, mücadele ruhlu oldukları gerçeğini ortaya çıkarıyor. Bugün bir avuç mücahidin yedi düvel düşmana kafa tutması da bu irade, azim ve kararlılıktan geliyor.

Düşünsenize; evleri başlarına yıkılmış, tüm bir halk çadırlara mahkum olmuş ancak yine de eğitimden geri kalmıyorlar. Kemalin Şaat’ın verdiği bilgiye göre bu süreçte 1000 civarında çadır, eğitim yuvasına dönüştürülmüş. Ayrıca tam yıkılmamış üniversite binalarında laboratuvar eğitimlerini sürdürmeye çalışıyorlar. Evrensel eğitim öğretimin yanı sıra İslami ilim tedrisatı, yüzlerce binlerce Kur’an hafızı mezun etmeyi asli görev olarak yerine getirmişler ve getiriyorlar. Böyle bir inanca, böyle bir bilinç, izzet ve iradeye sahip insanları kim yıkabilir ki...

Prof. Kemalin bunları anlatırken, aklımda; süren bir savaşa ve topyekün bir soykırımın sürdüğü abluka altına alınmış 2,4 milyon insanın bulunduğu Gazze’nin başına gelenlerin, Allah muhafaza Türkiye sınırları içerisinde bir şehrin başına gelmesi halinde eğitim camiamızın kararlı ve değerlerine bağlı bir müfredatı uygulayıp uygulayamayacağı gibi sorulara cevap arıyordum..

Galiba yaşanmadan anlaşılabilecek bir konu değil bu..

Gazze yaşadı, İslam ülkeleri olarak sessiz kaldık!. Allah affetsin, birlik, güç, kuvvet ve cesaret versin inşallah.. Ancak İslam ülkeleri, Bilge Kral Aliya’nın ifade ettiği gibi “Unutulan soykırım tekrarlanır” uyarısını Srebrenitza yaşarken dikkate alsaydı bugün Gazze’ye sessiz kalınmazdı. Duamız; devletleriyle birlikte ümmeti Muhammed’in bir daha hiçbir zaman böylesine ağır imtihanlara duçar kalmaması, yaşananlardan ibret alarak dersler çıkarması ve bundan sonrası için siyasal, askeri, ekonomik tedbirler almasıdır.