Sesiyle dağları titreten kırmızı kefiyeli kahraman, selam sana.

Doğduğun günde, şehadete ulaştığın günde ve Rabbinin huzuruna çıkmak için yeniden dirileceğin günde sana selam olsun.

Selam olsun seni yetiştiren ehline, selam olsun seni yetiştiren aziz davana. Selamlar olsun senin onurlu silah arkadaşlarına ve her türlü yokluğa ve yoksulluğa rağmen isyan etmeyip sabrı tercih eden vefakâr halkına.

Ey aziz komutan, ey nur yüzlü Müslüman!

Her seferinde, “Filistin toprakları zeytin ağacı yetiştirdiği gibi direnişçi yetiştirir” derdin.

El hak, söylediğin doğrudur. Bereketli Filistin toprakları nice azizi, nice yiğidi yetiştirdi bugüne değin. Bundan sonra da yetiştirecektir nice yiğitler.

Sen sesinle milletlere ilham kaynağı oldun, uyuyan ümmeti derin uykusundan uyandırdın.

Sesin nefes oldu ümmete, mesajların umut oldu mümine. Sesin düşmana korku, dosta güven oldu.

Kimi zaman uzun bir ara verirdin, çıkmazdın kameralar önüne. Bu bile bir mesajdı herkese.

Mesajın sadece düşmana değildi, aynı zamanda tüm ümmete idi.

Varlığınla, yaşantınla, gizeminle, kırmızı kefiyenle ve üniversitelerde tez konusu yapılabilecek tesirli ve samimi sözlerinle tarih yazdın.

Ümmetin her ferdi yolunu gözledi her fırsatta. Sadece bir çift göz bile olsa seni gören gönüller, seni duyan kulaklar hürriyetin tadına vardı. Sen gerçek bir kahramandın, sahte kahramanların ve çağdaş münafıkların maskesini düşürerek yüzlerini ortaya çıkardın.

Düşmanlar seni ve aziz arkadaşlarını abluka altında tutarken bile sen ve aziz arkadaşların dünyanın en hür insanlarıydınız.

Düşmanın gaddarlığı, acımasızlığı size geri adım attırmadı hiçbir zaman. Ki zaten bunları düşmandan bekliyordunuz, bu yüzden düşmanın tavırları sizi şaşırtmıyordu.

Sizi asıl üzen dostların sessizliği ve samimiyetsizliğiydi; biliyoruz. Ancak siz ümmetin derin sessizliğine rağmen sözlerinizle Müslümanları incitmediniz.

Ancak ümmete dağları titreten mesajlarınız size daha fazla yardım etmek bilincinde olan Müslüman gönüllerin uykularını kaçırdı. Çünkü biliniyordu ki siz sadece Filistin için değil ümmetin onuru için savaşıyordunuz.

Ey vicdanın sesi, ey ümmetin gerçek nefesi!

Sen de nice aziz arkadaşın gibi mukaddes ve müberra davan uğruna mücadele saflarında Rabbine verdiğin sözü yerine getirdin ve şehadete yürüdün.

Aslında zaten sen bütün konuşmalarında şehadete duyduğun özlemi dile getiriyordun.

“Bu, sonu ya zafer ya da şehadet olan bir cihattır” diyerek her açıklamanın sonunda ümmete mesaj veriyordun.

Ulaştın şehadete ey Ebu Ubeyde, mübarek olsun sana, müjdeler olsun ehline. Allah seni Peygamberlere komşu yapsın. Allah seni çok sevdiğin muhterem dostların Muhammed Daif, Yahya Sinvar ve direniş cephesinin bütün mübarek insanlarına komşu eylesin. Bilinsin ki; yolunuz yolumuz, davanız davamızdır.

Ey şerefli makam sahibi! Şehadetin bir milat olacak, düşmanın sonunu getirecek. Düşman bilecek ki, Filistin direnişi katliamlar, suikastlar, soykırımlarla bitmeyecek.

Bir Ebu Ubeyde gider, yerine başka bir kahraman gelir. Muhammed Daif gider, yerine Muhammed Sinvar gelir. İsmail Haniyye gider, yerine Ebu İbrahim gelir.

İslami Direniş Hareketi (HAMAS)’ta bir lider gider yerine on tanesi gelir. Kassam Tugaylarında bir direnişçi gider yerine onlarcası gelir.

Düşman bilsin ki, Filistin’de bir şehid, bin direnişçi doğurur. Her yeni direnişçi öncekilerin değerleriyle yetişir. Her yetişen direnişçi, zalimlere boyun eğmemeyi miras alır.

Zalimlere, siyonistlere, dost görünümlü bedbahtlara boyun eğmemeyi miras alarak yetişen mücahitlerden teslim olmayı beklemek züldür. Onların kitabında asla düşmana teslim olmak yoktur.

Selam olsun onlara, selam olsun Ebu Ebeyde’nin arkadaşlarına. Selam olsun Filistin davası için bedel ödeyenlere ve gerçekten samimice bedel ödemeyi göze alan bütün gönüllere.