İster haydut, eşkıya veya çeteci deyin; isterseniz Batılıların deyimiyle 'gangster' kavramını kullanın; hangi sıfatı seçerseniz seçin, bu kelimeler ABD ve Trump’ın dünya genelinde, özelde ise Venezuela’da izlediği politikaları tarif etmeye yetecektir.
Gangster’in yaptığı işin anlamlarından biri şudur: “Çıkar sağlamak, para elde etmek ya da herhangi bir menfaati için her türlü kötülüğü yapan kimse.”
Venezuela.
Birkaç gün önce seçilmiş bir başkanı vardı. Hakkında çeşitli iddialar olsa da halihazırda ülkesinin başındaki kişiydi.
Maduro.
Ama artık ülkesinin başında değil.
ABD tarafından kaçırıldı.
Hem de ülkenin başkenti Caracas/Karakas’ta elektrikleri kesip, gece uykusundan uyandırmak, üstündeki pijama veya eşofmanlarını değiştirmesine izin vermeyerek ve dahi yanındaki eşi ile birlikte.
Görünürdeki suçu: Narko terör diye tanımlanan bir ülkenin başında olmak.
İşin esası: Petrol, altın ve nadir toprak elementlerine sahip olmak…
Son zamanlarda nadir toprak elementlerini sıkça duymaya başladık.
Emperyalistlerce ihtiyaç duyulan nadir elementlerin bir ülkede bulunmasının, şanstan ziyade özgürlüğüne mal olacak bir uğursuzluğu var.
Çünkü emperyal orduların kullandığı teknolojilerin geleceği bu nadir toprak elementlerine bağlı.
Hatta bizlerin gündelik hayatımızda kullandığımız cep telefonları ve özellikle son demlerin modası elektrikli arabaların bataryalarının da bu elementler ile yapıldığı bilinen bir gerçek.
Yani klasik enerji hırsızlığı. Birinci Dünya Savaşına sebebiyet veren durumun benzeri. Paylaşılmayan dünyanın İkinci bir dünya savaşına zemin hazırlaması ve neticede milyonlarla ifade edilen insanın katledilmesi.
Emperyalist kafa haydutça düşünür. Gangster dedik ya. Onların amaçları, insan kanından çok çok değerlidir.
Güçlü bir ordu kurmak, nadir toprak elementlerine sahip olmayı gerektiriyorsa, bunun için sadece Maduro ve eşini değil, tüm Venezuela halkını gözden çıkarırlar.
Venezuela, iştah kabartacak enerji kaynaklarına sahip bir ülke. Petrolü bir harika. Nadir toprak elementleri çok çok özel. Ülkenin güneşi dahi diğer ülkelerin güneş enerjisi kapasitesinin çok çok üzerinde.
Komşusu ABD ise kelimenin tam anlamı ile gangster. Dünyanın neresinde bir enerji kaynağı var ise Amerikan şirketleri orada bitiverir. Yerli halkta bir rahatsızlık belirtisi olursa, ordusu o ülkeye demokrasi getirmek için harekete geçer.
Ne güzel dünya değil mi?
İşin garibi sömürünün bu kadar pervasız ve dünyanın gözüne sokula sokula yapılmasıdır. Eskiden amaçlar saklanırdı. Demokrasi, özgürlük, barış; insan, kadın, çocuk ve dahi hayvan hakları gibi sözler ile koloni, sömürü, yani hırsızlıklarının üzeri cilalanırdı.
Şimdi buna da gerek duymuyor ABD ve Trump. Benim bu ülkenin petrolüne, madenlerine, güneşine ihtiyacım var diyor ve operasyonu başlatıyor.
Çeşitli haber kaynaklarına göre ABD Güney Komutanlığı yapan Orgeneral Laura Richardson; Venezuela ve Latin Amerika’da konunun yalnızca demokrasi sorunu veya kokain kaçakçılığı olmadığını beyan etmiş. Bir düşünce kuruluşunda yaptığı konuşmada niyetlerinin; “Zengin petrol ve altın yataklarının yansıra, batı orduları ve sanayisine güç veren lityum ve nadir toprak elementleri” olduğunu da açık açık söylemiş.
ABD, 2026 yılına böylesine vandalizm kokan bir eylem ile başladı. Devamı gelir mi? Kuvvetle muhtemel.
Peki, sıra kimde? Petrol, altın ve özellikle nadir elementlere sahip olan devletlerden herhangi birinde.
Bu arada Türkiye’de de nadir toprak elementlerinin olduğunu hatırlatmakta fayda var. Şimdilik uzak bir ihtimal gibi dursa da Türkiye’nin böyle bir ihtimali her an göz önünde bulundurması gerekiyor.
Nasıl olsa gangsterliğin sınırı yok.