Geçtiğimiz hafta kamuoyuna yansıyan Jeffrey Epstein dosyaları, dünyanın karanlık yüzünü bir kez daha gözler önüne serdi. Açılan arşiv; milyonları bulan belge, binlerce kayıt ve sayısız görselden oluşuyordu. Bu ifşaat, yalnızca bir skandal değil, küresel ölçekte bir sarsıntıydı. Belgelerde çok sayıda devlet adamının adının geçmesi, ister istemez şu soruyu gündeme taşıdı:
Dünyayı gerçekte kimler yönetiyor?
Ortaya çıkan tablo insanı dehşete düşürüyor. Aynı dünyayı paylaştığımız bu karanlık figürler, ahlak ve hukukla bağını koparmış bir liderler ağını işaret ediyor. Bazı kayıtların “elenmek zorunda kalındığı” yönündeki açıklamalar ise, açıklananlardan çok daha fazlasının varlığına dair ürpertici delilleri sunuyor.
Kapalı kapılar ardında kurulan bu düzen, dünya üzerindeki zulmün neden bu denli sistematik ve acımasız olduğunu daha anlaşılır kılıyor. ABD siyasetinden küresel iş çevrelerine, Avrupa monarşilerinden uluslararası güç merkezlerine uzanan karanlık ilişkiler ağı, ilk kez bu kadar görünür hâle geldi.
Ancak açıklananlar buzdağının yalnızca görünen kısmı. Belgelerin tamamı kamuoyuna sunulmuş değil. Eğer bu dosyaların bütünü açıklanırsa, birçok ülkede bu yapıyla ilişkili liderlere karşı ciddi toplumsal tepkilerin ve kitlesel hareketlerin yaşanması kaçınılmaz olacaktır. Özellikle Amerika ve Avrupa’da ortaya çıkacak yankılar, siyasi dengeleri kökten sarsacak niteliktedir.
Binlerce belgenin her satır arasında görünen Trump’ın siyonist israil merkezli politikalara koşulsuz angaje oluşunu daha net gösteriyor. Bu çizgi, yalnızca bir dış politika tercihi değildi; arka planda kurulan sapık ilişkilerin, verilen sözlerin ve görünmeyen kirli bağların sonucuydu.
Gazze’de yaşanan büyük insani yıkıma rağmen ABD’nin izlediği tutum, bu bağlamda daha anlaşılır hâle geliyor. Sessizlikler, geciken tepkiler ve israile verilen açık destekler, artık rastlantı gibi görünmüyor. Bugünlerde Trump’ın “İran’a saldırı” çağrılarının dolaşıma sokulması da bu güç ilişkilerinin doğal bir uzantısıdır.
Belgeler, belirli politik ve istihbari çevrelerle kurulan bağlantıların nasıl bir tehdit potansiyeli taşıdığını gözler önüne seriyordu. Burada mesele, bir halk ya da inanç değil; devlet aklını rehin alan, savaşları körükleyen ve coğrafyaları ateşe atan karanlık güç ağlarıdır.
Eğer bu belgelerin devamı kamuoyuna açıklanırsa, siyonist israil tarafından, Ortadoğu merkezli bu politikaların dünya için ne denli tehlikeli sonuçlar doğurduğuna dair çok daha somut kanıtlar ortaya çıkacaktır. O zaman, bugün “olağan” gibi sunulan pek çok kararın, aslında kimlerin çıkarına hizmet ettiği daha açık biçimde anlaşılacaktır.
Formun Üstü
Formun Altı
Sonuç olarak; Orta Doğu’dan Amerika’ya, Kuzey Avrupa’dan Batı’ya kadar birçok ülkenin lideri bu ağın etkisi altına girmiştir. Koca devletlerin kaderi, küçük ama karanlık merkezlerin onayına bağlanmıştır. Kendi iradesini yitirmiş, ülkesi adına aldığı kararları bile başkalarına danışmak zorunda kalan bu yöneticiler, yıllardır bir oyunun figüranları hâline getirilmiştir. Bu tablo, dünyayı yönetenlerin kimler olduğu sorusunu değil; “dünyanın neden bu kadar adaletsiz, bu kadar merhametsiz olduğu” sorusunun da cevabı mahiyetindedir.