Bugün Müslümanca bir yüreğe sahip olan herkes birbirinden beter olan bu iki acıyı da tatmaktadır. Vurulmak, yıkılmak, katliama uğramak ne kadar acıysa yüreği olan bir Müslüman hatta bir insan için böyle bir günde parça parça olmak, bölük bölük olmak, ayrı ayrı düşünmek de o kadar acıdır.
Bugün bunu yaşıyoruz. Yaşamayanlarımız var mı, elbette var, yani kendinizden başkasını Müslüman saymadığınız takdirdi bölünme, parçalanma söz konusu değildir. Çünkü size göre Müslümanlar bu kadardır, sizden ibarettir. Küfür cephesi de gücünü buradan almaktadır.
Gözümüz kulağımız günlerdir, aylardır haberlerde, sanal medyada. Ne oluyor ne bitiyor ve bir de olup bitenlere kim ne diyor onu da merak ediyoruz. Küfür ve işgal cephesinin yakıp yıkma ve öldürme haberleri kadar yapılan yorumlar da bizi en azından o kadar ilgilendiriyor.
Bazen öyle oluyor ki bir katliam haberine üzüldüğümüzden daha çok o katliama başka gözle bakanlar hatta bakmayanlar, görmeyenler bizi çok daha fazla yaralıyor.
Bütün bunlardan daha acı olanı ise yüreğinizdeki duyguyu dışarıya aktaramamak, yazamamak, konuşamamak. Konuşmak için mutlaka yukarıdan birilerinin konuşmasını beklemek ve ona göre vaziyet almak. Yüreği olanlar için bu esaretin bir çeşidi hatta ta kendisi değil mi?
Dikkat edin, işgalin ilk yıllarında meydanları inleten, Siyonizm ve Amerikan emperyalizmine meydan okuyan insanımız nerede, görebiliyor musunuz?
Yani demek istiyorum ki, yıkılışımıza, ölümlerimize ağladığımızdan daha çok kalplerimizin aynı noktada atmadığına, birilerimizin ağladığına birilerimizin bayram ediyor oluşuna ağlamalıyız. Söylediğimiz gibi zalimler de gücünü buradan almaktadır. Yanacaksak bu derdimize yanmalıyız.
Rabbim akıbetimizi hayreyleye!