Tamam, hiç vakit kaybetmeden savaşa girelim, bütün işlerin başındaki Amerika’ya karşı cephe açalım, siyasi ve ticari bütün ilişkilerimizi keselim demiyoruz. Meydanlarda bizim gibi sivillerin bunu dile getirmesinin kolay ama iktidar için imkansız olduğunu biliyoruz ama...
Yine iktidarın Soykırımcı terör devletine karşı yürüttüğü diplomasi mücadelesini de biliyoruz ama...
Diyoruz ki, iktidar çevreleri sözlü de olsa bu zalim Amerika’ya karşı şunları söyleyemez mi;
“Ey Amerika! Sen olmasaydın, senin bu bölgeye yığdığın bunca gemilerin uçakların ve silahların olmasaydı bu Soykırımcı Eşkıya başta Gazze, Batı Şeria ve Lübnan’da on binlerce Müslümanı katledebilir miydi, şehirleri viraneye çevirebilir miydi? Sen değil misin Kudüs’ü bu kuduz çetenin başkenti ilan eden, sen değil misin Golan tepelerinin israile ait olduğunu ilan edip tanıyan? Hem sen ne geziyorsun binlerce kilometreden uzak bu diyarlarda?”
Evet, savaş beklemiyoruz ama bu kadarcığını beklemek hakkımız değil mi?
Başta İslami kesimler olmak üzere Türkiye insanının kahir ekseriyetinin Amerikan karşıtı olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Veya bunun aksine, coğrafyamızdaki Amerika ve Siyonist saldırganlığını açıktan destekleyen bir kesim görmüyoruz.
Dolayısıyla Türkiye bu anlamda az rastlanacak bir vahdete sahip demektir. Zaten ilkelerine bağlı sol kesimin varoluşları Amerikan karşıtlığı üzerine kuruludur. Aynı durumu dünya genelindeki sol kesimlerde de rahatlıkla görebiliriz.
Bu arada söz konusu bütün bu Amerikan karşıtlığının ne kadar gerçekçi olduğu meselesini şimdilik bir tarafa bırakalım.
Türkiye’de toplumu temsil eden siyasi partiler de az çok tabanlarının sesini yansıttığı görülmektedir.
İşin bu noktasında herkesin aklına iktidar gelmekte, iktidarın Amerika karşısında duruşu gelmektedir.
Amerika’ya savaş açmayalım ama, tekrar ediyorum; rüzgârın böylesine bizden yana ve zalimlerin aleyhine estiği bir zaman diliminde yetkililerimiz şu bir çift sözü söyleyemez mi?