Yakın geçmişe kadar yakın maziyi tartışırdık!.. Bunların çapı, hacmi, markası çok da muğlak değildi. Yüzyıllık nakaratlar… Esasen alışmıştık da! Milli Şefler, laiklik, hilafet; Şeyh Said, Dersim, Zilan, Halepçeler!..

Günümüz dünyası öyle oldu ki;

“Eti zehir, yağı zehir, balı zehir dünyadan / Bütün fâni lezzetlere darılmadan geçilmez” (nfk).

Yerelden genele kadar tüm dünyadaki lezzetlerin tadı kaçtı. Az derin düşündüğümüzde bunların geçmişte Hakk’a rağmen atılan yanlış adımlar olduğu görülür.

Maziden ders almadık, derdimizle baş başa kaldık! Aklın da Hakkın da yolu bir ise bunca zaman, can ve kaynak israfı neden?

El oğlu sorar! İyi ki de sorar!..

“Biz yola çıkarken bu eşek senindi! ..yedim, benim oldu! ..yedin tekrar senin oldu! Peki o yediğimiz .ok neydi?”

İslam diyarında tekerrür eden tarih aynen bu! Sadece Kürt Meselesine bakmak yeterli.

Haritalara bakın; rejimlere, yasalara bakın! Bölgenin fark ve renklerini bir araya getiren duygusal bağlara; bu bağları inşa eden kadim kültüre, kutsallara bakın! Bunların yerine inşa edilen mühendislik ve laboratuvarların hem de yan sanayi ürünlerine bakın!

Bunların alayı da bir azınlığın “azıcık zaman ve zeminde yapılan kocaman İŞLERi(!)” Yani mazî masum değil!.. “Ben o geçmişin, gelmişini geçmişini…” diyen; bir çoğunluk olsa da inkılap veya hiç olmazsa ıslahat için atılan adım yok!..

Özellikle İslam coğrafyasında “İki ayyaş’ın yaptığı..” denen işler; delinin kuyuya attığı taş olmuş!..

Öyle bir taş ki; dünün dünya hâkimlerinden ödül almış! Delisine ödüller, madalyalar kazandırmış!..

O dünya hakimleri, artık Asya’da, Afrikalarda... “nadir elementler, madenler..” aramaya koyulmuş!

Derken; zenginlik içinde fakirlik yerlilerin kaderi olmuş!

Füzûlî, bu çağda olmalıydı: “Şeb-i hicran yanar canım töker kan çeşm-i giryanım/..”

Dünya; egemen güçler ve ötekiler yaşıyor ama biri zirvelerde, öteki eteklerde

*Egemen güçler; “Ötekilerden” şikayetçi!..

Beyler; “demokrasi yok, adalet, terör, mafya, kitle imha silahlarından..” şikayetçi!

Bu dedikleri var mı? Var! var ama bu “varın” kaynağı da kendileri!

“Bende yok sabr-ı sükun, sende vefadan zerre. İki yoktan ne çıkar, fikredelim bir kerre”(Nabi).

“Yok, yok” dediler mi var oluyor ya!..

Trump’a bakın: “Grönland’a ihtiyacım var! Venezuela’nın petrolünü işleteceğiz!.. Seni de (Bayan Rodrigez’e diyor) alırım!..”

Siyonist Dansöz Zelensky: “Putin’i de alın!”

Papa: Zahmet edip; “Venezuela halkının menfaati gözetilmeli!” diyebilmiş!

Canavarlar belli ki anlaşmış! Putin’e Ukrayna, Çin’e Tayvan… kemikleri düşmüş!

İslam diyarı ise “irade, zenginlik ve teröristleriyle(!?!)” Büyük Şeytan’a düşmüş! israil onun adına değnekçilik yapıyor!..

Kudüs-Aksa derdik; Kâbe’miz de belli ki gitmiş! Baksanıza; “İşgal ve katliamları konuşan ulema, Filistin diyen hacılar, “Kahrolsun Ameika/israil..” diyenler hapsi boyluyor!

Yani “Suç işlemişsem yine geçerli olan KURAL-1: Ben haklıyım!”

*Ötekilerin şikâyeti mi?

Tencere-tava! Azıcık aşım, Kaygusuz başım demeye razılar ancak o da tartışılır!..

Ortadoğu devletlerinin israilden sonraki kimilerinde de ondan da beter tek derdi; “yok denilen Kürt Sorunu” ama onun da adı yok! Adı olmayınca çözümü de yok!..

Bölgesinin kadim yerlisi olan “Kürt, Kürdî, Kürdistan..” affedersiniz terör sorunu(!) Bu da olmasaydı “Bir başkadır benim memleketim!” Canım, “Komşularımızda savaş varmış! Bize ne!” Merhum Özal’ın kulağı çınlasın!

Mesele açık: “Cümlenin maksudu BİR amma rivayet muhtelif”

YETER, küresel istihbaratlara açtığımız zemin, verdiğimiz zaman!.. Gelin O BİR’i itiraf edip adalet terazisinde çözelim! “Ayıptır!.. Günahtır!.. Cinayettir!..” Vesselam.