Belki diyeceksiniz ki; “Allah’ın sahip çıkıyor olması yetmez mi?” Elbette yeter, zaten şehidin mükâfatını verecek olan Allah’tır, canını veren de zaten O’na vermiştir.
Fakat ben bizi düşünerek söylüyorum, şehitlerimize sahip çıkmadığımızda bitecek olan biziz demek istiyorum.
Şehitlere sahip çıkmak derken öncelikle şehidin kendisini sahiplenmeyi daha sonra da geride bıraktığı emanetleri sahiplenmeyi kast ediyoruz. Unutmayalım ki bunu yapmadığımız takdirde bu bizim bitişimiz ve tükenişimiz olacaktır.
Diğer ibadetlerden çok daha şiddetli bir şekilde şeytan ve dostları şehadete gidenlerin yollarının üzerine oturur ve onları geri çevirmek için ellerinden gelen her şeyi yaparlar. İşin ilginç tarafı şeytandan önce iyi bildiğimiz hatta abdestli namazlı kişiler önümüze çıkarlar, hem de bizi ikna edecek gerekçeler sunarlar.
İlk söyledikleri şey; “çoluğunu çocuğunu, yakınlarını nereye, kimlere bırakıp gidiyorsun?” sözü olur.
İşte burada derhal biz devreye gireceğiz ve “bize bıraktı!” diye kendimizi göstereceğiz. Hatta bizden önce şehadete yürüyen kardeşimiz diyecek ki; “Bir baksanız ya, Müslümanlar şehid olan kardeşlerimizden hangisini yüzüstü bırakmış, hangisini sahiplenip bağrına basmamıştır? Hatta kendileri hayattayken bile böyle bolluk içinde değillerdi...” Bunu dedirtebilmek bizi elimizdedir.
Hem sadece maddi açıdan değil şehidin geride bıraktıklarını manevi yönden de doyurmak, gereken değeri vermek, itibarına ve onuruna sahip çıkmak bizim için bir yükümlülüktür. Unutmayalım ki onlar bizim yerimize de canlarını feda etmiştir.
Bu konuda Ramazan ayının apayrı bir yeri vardır hem ziyaretlerimizde hem yardımlaşmalarda şehitlerimize öncelik tanımalıyız. Şehadet yıldönümlerinde özel etkinlikler düzenlemeliyiz.
Kısacası şehitler kervanı aksamadan yürümelidir ki varlığımızı Müslümanca sürdürebilelim.
Selam ve dua ile.