İslam’ın temel ilkelerinden biridir: İyiliği emretmek, kötülükten sakındırmak.

Kötülük bazen kişi ve toplumlara göre değişse de herkesin ittifak ettiği konular çoğunluktadır.

Yani birçok konuda konsensüs vardır.

İnsanlar ya da devletler bazen kötülük yaptıklarında, yaptıklarının kötülük olmadığına insanları ikna etmeye çalışırlar.

O yüzden kimileri cinayetlere tahrik ya da ona benzer mantıki açıklamalar getirmeye çalışır.

İnsan kendini ikna etmeye çalışarak kötülüğe farklı bir tanım getirse de bu çok kalıcı bir durum değildir.

Mesela ırkçılık saf kötülüktür ve şeytanın yeryüzünde ete kemiğe bürünmüş en somut halidir. Irkçıların büyük kısmı dahil kimse bu iğrenç ideolojinin mensubu olduğunu kabul etmez.

Kitle imha silahları hedef gözetmediği için saf kötülüktür; ama mesela Amerika bu konuda kendini haklı göstermek için dünya kadar argüman kullanır. Hatta o kötülüğün mağduru olmalarına rağmen bazı Japonlar bu konuda Amerika’yı haklı bulduklarını söyler ve bunun göstergesi olarak yüz binlerce insanın katili olan bombacının mezarını ziyaret ederek saygılarını sunarlar.

Nükleer silahı kullanıp kitlesel katliama imza atmış tek ülke olan Amerika, İran’ı bombalayıp 168 küçük çocuğu vahşice katlettiğinde onların nükleer silah sahibi olmaya yakın olduğunu ve kendisine zarar verebileceklerini iddia eder.

Afrika’da kauçuk tarlalarında çalıştırırken yüz binlerce çocuğun elini kesen Belçika, oraya medeniyet götürdüğünü söyler.

Tabii kötülüğü benimseme, bunu yaşam tarzı haline getirme ve bununla övünme konusunda herhalde hiç kimse Siyonistlerin eline su dökemez.

Irkçıdırlar ve bu ırkçılıklarını kutsal olduğunu iddia ettikleri metinlere dayandırır, cinayetler işler ve bunun tanrı tarafından kendilerine verilmiş bir hak olduğunu söylerler; ama bu arada söylediklerine de inanırlar.

Siyonistler bu konularda o kadar başarılıdırlar ki, dünyanın büyük bir kısmına sapkın ideolojilerini ya kabul ettirmiş ya da sindirerek ses çıkaramaz hale getirmişlerdir.

Aslında “getirmişlerdi” demek daha doğru olur, çünkü Aksa Tufanı ile birlikte Gazze’nin kahraman halkı onların kirli yüzünü tüm dünyaya gösterdi.

Irkçılıkları, soykırımcılıkları, pedofili sapkınlıkları ile “saf kötülük” oldukları artık dünyanın her tarafından görünüyor ve yüksek sesle dile getiriliyor.

Soykırım ve vahşi katliamların, işgal ve gaspların bile eleştirilmesine “Antisemitizm” kalkanıyla karşılık veren bu insan kılıklı sapkın topluluğun ne olduğu iyice belli olmuştur.

Bir örnek vereceğim.

O. Benjamin diye bir sosyal medya fenomeni konuya ilginç yerden yaklaşarak dikkati çekti.

Benjamin klasik bir Yahudi-siyonistin adeta röntgenini çekti:

"Anti-Semit" ifadesi sürekli kullanılıyor ve bu soytarıların hiçbiri "Semit"in ne olduğunu araştırmıyor.

Bu bağlamda "antisemit" kelimesi "antiseptik" veya cinayet, hastalık, tecavüz, savaş, yalan vb. şeylere karşıtlık anlamına daha yakındır. İnsanların karşı çıktığı şey kötü davranışlardır, ancak genellikle bu davranışlarla gurur duyanlar kendilerine Yahudi derler. Herkes bunların hepsini yapabilir, ancak neredeyse sadece Yahudiler bunu harika bir şeymiş gibi övünürler.”

Evet, herkes kötülük yapabilir; ama kötülüğün her çeşidiyle gurur duyanlar sadece Yahudilerdir.

Bebek öldürmekle, hastane bombalamakla, tutukluya tecavüz etmekle, küçük çocuklara işkence etmekle, açlıktan ölümleri ziyafetlerle kutlamakla, evlere girip hırsızlık yapmakla, evet evet bunların tümüyle birden övünenler sadece Yahudilerdir.