Soykırımcı terörist rejim ve ortağı tarafından Gazze’de gerçekleştirilen soykırım dünyada birçok kimsenin gözlerinin açılmasına neden oldu.

İnsanlar medya, sinema ve eğitim alanlarında maruz kaldıkları enformasyon bombardımanından dolayı yıllarca yanlış düşündüler, yanlış gördüler, yanlış tepkiler verdiler.

Sosyal medyada karşılaştığım bir haber ve ona getirilen yorumlar bu konudaki kanaatimi pekiştirdi.

Yan yana iki resim vardı. Birinde Yahudi soykırımına işaret ediliyordu ve resim bir çizimdi. Diğerinde ise Gazze’deki bir toplu mezar gösteriliyordu.

Her iki resim için de “Genocide” yazılmıştı.

Ama habere yorum yapanların çoğu “Yahudi soykırımı hiç olmadı”, “O savaşta sadece Yahudiler ölmedi” şeklinde yazmıştı.

Oysa bundan birkaç sene önce böyle bir şeyi hayal etmek bile imkansızdı.

Aslında ikinci Dünya Savaşında öldürülen Yahudi sayısının birkaç katı Alman, Rus ve Çingenenin öldürüldüğü resmi kayıtlarda vardı; ama küresel sistem sadece Yahudiler için “soykırıma uğradılar” demiş ve öyle kabul ettirmişti.

Kimse bunun aksini söyleyemezdi.

Tümüyle resmi belge ve kayıtlara dayanarak bu konudaki yalanları işleyen Roger Garaudy’nin eserleri tüm Avrupa’da yasaklanmıştı.

Gazze soykırımı birçok insanın uyanışına vesile oldu.

Tüm baskı ve yıldırma çabalarına rağmen Amerika’da bile seslerini yükselten, Siyonist lobinin baskılarına karşı çıkan, Amerika’nın israile kuyruk olmaması gerektiğini söyleyenler oldu.

Buna rağmen Epstein belgelerinden dolayı MOSSAD’ın oyuncağı haline gelen Trump, Kushner ve Witkof’un da kışkırtmalarına kapılarak İran’a savaş açtı.

Avrupa “hayır” dedi, Körfez ülkeleri “hayır” dedi, Uzakdoğu “hayır” dedi ve hatta yakın çalışma arkadaşlarının çoğu bile “hayır” dedi; ama Trump, yine de israile kuyruk olarak görünme pahasına savaşa girdi.

Bu bir ahlaki çöküştü.

İlk saldırıdan ve 165 küçük kız çocuğu vahşice katledildikten sonra Trump çıkıp ‘İran’ın Amerika için tehdit olduğunu ve bu yüzden saldırdıklarını’ iddia etti.

Hiç inandırıcı olmadı.

Üst düzeydeki bir istifa bunu net olarak ortaya koydu.

ABD Ulusal Terörle Mücadele Merkezi Başkanı Joseph Kent, İran savaşına karşı çıkarak istifa etti.

Kent, istifa açıklamasında adeta Amerikan kamuoyunun hislerine tercüman oldu:

“Vicdanen İran’daki devam eden savaşı destekleyemem. İran ulusumuz için acil bir tehdit oluşturmuyordu ve bu savaşın israil ile güçlü lobisinin baskısıyla başlatıldığı açıktır”

Geldiğimiz nokta itibariyle Amerika’nın bir kazancı oldu mu?

Körfezdeki tüm üsler ve uçak gemileri vuruldu.

Petrol fiyatları fırladı ve bundan etkilenen tüm ülke yönetimlerinde Trump’a yönelik bir nefret oluştu.

Hürmüz Boğazı için yardıma çağırdığı ülkelerden olumsuz cevap aldı.

Körfez ülkeleri yönetimleri ve halkları zenginliklerine çöken; ama aynı zamanda topraklarını bir kaos alanına çeviren Amerika’ya olan güvenlerini kaybettiler.

İran’ın yöneticilerine suikast düzenleyerek terör suçu işleyen bir Amerika’nın tüm dünya için tehdit oluşturduğu algısı oluşmaya başladı.

Çelişkili açıklamalar yaparak durumu idare etmeye çalışan megaloman Trump da durumun vahametinin farkında; ama artık düştüğü çukurdan nasıl çıkacağını kestiremiyor.

Seçim propagandası sırasında “Amerika kazanacak” diyen Trump, savaşın 18. Gününde 25 milyar dolarlık maliyetin açıklamasını yapamıyor.

Harcanan bu parayla “6,8 milyon çocuğa sağlık hizmeti verebilir, 2,6 milyon sosyal konut inşa edebilir ve 240 bin öğretmen istihdam edebilirdik" diyen senatör Bernie Sanders’ın sorularına Trump’ın vereceği cevap yok.

Soykırımcı Siyonist rejim Gazze’de ahlaki olarak kaybetti ve çöküşün fitilini ateşledi.

Öyle görünüyor ki Amerika da Trump ile İran’da batağa saplandı.

Rabbim her ikisinin de yıkıldığını görmeyi nasip etsin.