Şiddetli bir savaşın kırkıncı gününde gelen ateşkes sonrası değerlendirmeler de ardı ardına gelmeye başladı.

Hem Amerikan hem de İran cephesinden “zafer kazandık” şeklinde açıklamalar geldi.

Amerika, devasa silah gücüne, bölgede konuşlu çok sayıda askeri üssüne, küresel ekonomi üzerindeki baskılarından dolayı yıllardır sürdürdüğü yaptırımlara rağmen savaşın başında belirlediği ve kamuoyuna açıkladığı hiçbir hedefe ulaşamadı.

Ekonomik krizle boğuşan ülkeyi istihbarat operasyonlarıyla karıştırdı, yıkıma, tahribata ve öldürmelere neden oldu. Etnik gruplara itiraf ettiklerine göre silah ve mühimmat desteğinde bulundu. Ülkenin bir numaralı ismini, askeri ve istihbarattaki etkin isimleri suikastlarla hedef aldı.

Ama rejimi değiştiremedi ve hatta daha da güçlenmesine neden oldu.

“Belirlediğimiz hedefleri nokta atışları ile vuruyoruz” diyerek övündükleri silahları ile “hedef gözeterek” küçük kız çocuklarını vahşice katlettiler, hastaneleri ve okulları hedef aldılar, silahsız gemileri vurdular ve böylece ahlaki açıdan seviyelerinin çukurda olduğunu tüm dünyaya gösterdiler.

İran’ı vurdukları için İran da üslerini, şirketlerini, işbirlikçilerini hedef aldı ve Hürmüz Boğazını gemi geçişlerine kapatarak petrolün dünyaya gitmesini engelledi. Petrol fiyatları yükseldi, birçok ülkede enerji krizi baş gösterdi, ekonomiler zarar gördü.

Savaşın ahlaki ve insani hiçbir gerekçesi yoktu ve o yüzden kimse bu büyük suça ortak olmak istemedi.

Amerika saldırgandı; ama sanki saldırıya uğramış gibi NATO’dan yardım istedi ve talebi reddedildi.

Silah sattığı ülkelerden verdiği silahları ödünç istedi; ama kabul edilmedi.

Dünyada en büyük güç olduğunu her fırsatta dile getiren kibir budalası başkanları kendi ülkesinde bile ağır eleştirilerin hedefi haline geldi. İran rejimini değiştirmeyi düşünen Amerika, bakanları ve üst düzey askeri personeli görevden aldı, istihbarattan önemli bir isim istifa etti.

İran’da rejim değişmedi; ama Amerika’da rejim kibirli bir manyak eliyle otoriter faşist bir rejime dönüştü.

Ve ateşkes ile zafer kazandığını söyleyerek, dünyaya madara olan bir Amerikan başkanı var dünya gündeminde.

“Hürmüz Boğazını açtık ve bu eksiksiz bir zaferdir” dedi Trump.

Savaştan önce zaten Hürmüz Boğazı açıktı ve gemiler bir sıkıntıyla karşılaşmadan geçiyordu.

Savaştan önce İran’a yaptırımlar vardı ve ateşkese göre bunlar kalkacak.

Yani aslında Amerika, vahşi saldırılarla, çocukları öldürerek, hastaneleri vurarak, sivil altyapıyı hedef alarak kirli siciline yeni bir sayfa daha ekledi; ama kazandığı hiçbir şey yok.

İran, önemli isimler kaybetti, büyük yıkım yaşadı; ama sonuca baktığımızda kayıplarından daha çok kazançları var.

Avrupa, NATO’nun anlamını, Amerika’nın sadece çıkarlarını düşündüğünü bir kez daha gördü ve önümüzdeki süreçte savunma konseptinde değişikliğe gitme ihtiyacı hissedecek.

Körfez ülkeleri Amerikan himayesinin güvenlik değil kaos sebebi olduğunu, Amerika’nın israilden başka hiç kimsenin güvenliği için riske girmeyeceğini yaşayarak gördüler.

Ve tüm dünya Amerikan ve israil saldırganlığına karşı savunma sanayiinin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha anladı.