İki günlük NATO Zirvesini takip için Beştepe Külliyesi’ndeydik. Zirveyi takip için yerli yabancı üç bine yakın basın/medya mensubunun katılım göstermesi, zirveyi dünya kamuoyu gündeminin birinci sırasına taşımış oldu.

Yabancı medyanın öne çıkardığı, NATO’nun 3.0’a geçiş yapması konuları olurken ülkem medyasının yazıp çizdiği ve konuştuğu ise daha çok; “Liderleri mehter marşıyla karşıladık”, “Organizasyon çok iyiydi”, “Ne yediler ne içtiler”, “Hangi lider ne giymişti” gibi magazin haberciliği olması konunun muhtevasını tam anlamamış olduğumuzu gösteriyor.

Tamam.. Hakkını teslim etmek gerekirse evet, liderlerin ağırlanmasında neredeyse hiçbir kusur yoktu. Bu tür zirvelerin Avrupa ayağında bir çay bile ücretle alınırken İletişim Başkanlığı’nın, basın mensuplarının zirveye ulaşımından tutun külliyedeki kütüphane binasını çalışma alanına çevirmiş olması; daha da ötesi sabahtan akşama kadar kahvaltıdan tutun, öğlen akşam öğünlerine kadar çeşit çeşit yemek, içecek ikramıyla gösterdiği misafirperverlik kayda değer çok önemli bir detay, takdir ediyoruz..

Ancak konu bu değil, ana gündemimiz bu olmamalı.

Ana akım basın medyamız böyle olunca ana muhalefetken ikiye ayrılan CHP’nin sürgün başkanı Özgür Özel’in zirveye bakışı da pek farklı olmadı tabi. İlla farklı bir şey yapacak ya.. Meclis kapalı olduğundan grup toplantısını Eskişehir’de yapan Özel, zirveyi Anıtkabir üzerinden değerlendirerek; "O Trump ki, Ankara'ya gelip Anıtkabir'i ziyaret etmeyen bir ABD Başkanı'dır."

!!

Hayda..

Neyse ki açıklamanın devamında gelen anlamlı tepki, Özel’in çapsızlığını bir nebze örten bir cümle..

“Eğer Amerikan Başkanı çocuklarla karşılanacaksa o çocuklar ellerinde İran'da öldürülen 165 kız çocuğunun resmini tutmalıdır!"

İşte tepki bu ve benzer çıkışlarla olmalıdır..

Çünkü ABD kurulduğu günden bugüne kanla besleniyor. İran’la geçtiğimiz günlerde yaptıkları ateşkes anlaşmasını bile bu NATO toplantısı sürecinde bitirdi Trump delisi. “Anlaşma bitti, bu gece İran’ı çok ağır vuracağız” açıklamasında bulundu Epstein sapkını ve vurdu da birçok noktayı..

Türkiye’ye adım atar atmaz Cumhurbaşkanı Erdoğan’la ortak basın toplantısında 5 adet F 35 sözü veren, Kaan motorları için olumlu konuşan, Catsaa yaptırımlarını kaldıracaklarını belirten Trump, zirve sonunda ise çark etti. Yaptığı basın toplantısında verdiği bu sözler için belirsizlik ifade eden cümleler kullanması, aslında ABD başkanı Trump’ın bilindik sözünü tutmayan politikasının bir tezahürüydü. Lakin, ilişkilerin hâlâ “dost” kavramı çerçevesinde ve de ısrarla sürdürülmek istenmesi Türkiye’nin AB kapısında 64 yıldır bekletilme serüveninden farklı bir değişim göstermeyecektir..

Kapalı toplantılarda alınan kararları bilmiyoruz ancak zirvenin sonuç bildirgesine yansıyan maddelerinde, üyelerin, 50 milyar doları aşan yeni tedarik anlaşması, AB ülkelerinin askeri yeteneklerini geliştirmekle birlikte ABD’nin başat rolünü destekleyeceği bildiriliyor. Ayrıca, Rusya'nın Avrupa-Atlantik güvenliği ile istikrarına yönelik uzun vadeli tehdit oluşturduğu, Ukrayna’ya 70 milyar dolar mali destek sağlanması ve İran'ın hiçbir zaman nükleer silaha sahip olmaması gibi başlıklar öne çıkıyor.

Bu başlıklar bize barış beklentisi olan Rusya Ukrayna savaşının devam edeceğini, ABD’nin dengesiz politikalarına rağmen Avrupa ülkelerinin buna tahammül ederek peşinden sürükleneceklerini, nükleer silahlara sahip olmalarına rağmen balistik füzelere sahip İran’ı rahat bırakmayacaklarını gösteriyor.

Peki bu zirvede Gazze’ye dair bir karar, bir iyileşme var mıydı? Yok maalesef..

Terörist israilin işgal altında tuttuğu topraklarda yaptığı soykırıma rağmen en ufak bir eleştiri bile yapılmadı liderlerce..

Oysa HAMAS ve Hizbullah’la yapılan ateşkesi her gün ihlal ederek Gazze ve Lübnan’ı bombalıyor, katliamlara devam ediyor siyonist Yahudi!..

Hatta Trump basın toplantısında Cumhurbaşkanı Erdoğan’a övgüler yağdırırken aynı cümleler içerisinde katil Netanyahu için de “Bibi’yi seviyorum” iltifatında bulunuyordu.

Neden Ukrayna Rusya’ya karşı destekleniyor da Gazze, işgalci israile karşı desteklenmiyor?

Çünkü Ukrayna onların, Gazze bizden olduğu için..

Çünkü biz hakkı, onlar gücü kutsadıkları için..

Yüzümüze gülecekler, yaldızlı sözlerle övecekler ama hiçbir zaman gönülden sevmeyecekler. Arkamızı döndüğümüz gibi kinlerini kusacak ihanetlerini sergilemekten çekinmeyecekler. Bu her zaman ve her devir için böyle. Çünkü şeytan ve dostlarının karakteri bu, değişmezler..

Kur’an Azimüş-şan uyarıyor; “Ey iman edenler! Yahudileri ve hıristiyanları veli edinmeyin. Onlar birbirlerinin velileridir. Sizden kim onları dost edinirse şüphesiz o da onlardandır. Allah zalimler topluluğunu hidayete erdirmez.” (Maide 51)

NATO’nun sicili kabarık.. 2000 sonrasından günümüze kuruluş amacından tamamen sapmış durumda.

O NATO ki Sovyet tehdidine karşı kurulmuşken Müslüman coğrafyalara dadanmış; Irak’ı, Afganistan’ı işgal etmiş Libya’yı kaosa sürüklemiş, milyonlarca insanı katletmiştir.

O NATO ki sonuç bildirgesinde 5. Maddeye bağlılığını teyit ettiği halde birkaç gün sonra 10. Yılına gireceğimiz 15 Temmuz hain darbe girişimine karşı 5. Maddeyi bilerek devreye sokmamış.. Hatta arka planda NATO’nun bir numaralı askeri gücü konumundaki ABD, darbenin mimarı olarak taşeronluğa soyunan FETÖ’yü kullanmıştır.

NATO, ABD öncülüğünde bir batı bloğu.. Halkının önemli bir kısmı Müslüman olan Arnavutluk’u saymazsak 32 üye arasında tek Müslüman ülke Türkiye’nin içinde bulunduğu bir Hristiyan ittifakı aslında.. 1949 yılında SSCB’ye karşı kurulan Kuzey Atlantik Paktı olan birliğe Türkiye 1952’de kabul edilmiş.

Türkiye’nin Sovyet tehdidine karşı güvenlik şemsiyesi olarak gördüğü NATO çerçevesi kapsamında 1950’de Kore’de gösterdiği askeri başarı Türkiye’ye NATO’ya üyelik yolunu açmıştır. Ancak ABD sadece Kore savaşında ödenen bedele karşılık bu üyeliğe evet dememişti. Aksine Sovyet yayılmacılığına karşı NATO'nun güneydoğu kanadının güçlendirilmesi için Türkiye’ye onay çıkmıştı.

Vesayet odaklarına her on yılda bir darbe yaptıran NATO’cu kafanın ülkeyi içeriden esir alarak dışa bağımlı tutmak istediği “Eski Türkiye”den eser kalmadı belki. Ancak yeni yüzyıl Türkiye’sinin birçok alanda gelişim göstermesi, yerli üretim savunma alanındaki sıçramaya rağmen hâlâ dışa bağımlılıktan tam anlamıyla kurtulamamış olması, ülkenin tam bağımsızlığa kavuşmasının kolay olmadığını hatırlatıyor bize..

Türkiye bugün; NATO'nun bir parçası olmayı sürdürürken, aynı zamanda kendi çıkarlarını da merkeze alan bir dış politika izliyor olması ise önemli bir gelişme. Rusya Ukrayna meselesinde arabulucu rolü.. Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü savunduğu gibi Rusya ile iyi ilişkilerinin sürmesi.. NATO konseptine uymamasına rağmen S-400 füzelerini alması gibi zıt adımlar atmaktan da çekinmiyor. Türkiye bunun dışında gerek HAMAS gerek Hizbullah’la doğrudan görüşmeler yapabilen bir ülke.

Bu ve benzer adımlar konsepte uymasa da NATO da aşamadığı tüm bölgesel sorunları Türkiye üzerinden aşarak durumu avantaja çevirmenin fırsatlarını kolluyor.

Tüm bunların yanı sıra NATO gibi bir batı bloğu Hristiyan ittifakının; kendi hinterlandı için oluşturduğu güvenlik çemberiyle birlikte özellikle İslam ülkelerine nüfuz edebilme stratejisi, nüfuz edemediği toprakları ise işgal ve katliamlarla kaosa çevirme doktrininden vazgeçmemesine rağmen Türkiye’nin kınamaların ötesine geçmeyen pasif duruşu kabul edilebilir bir pozisyon değildir.

Yanı sıra İslam ülkelerinin bölük pörçük ve de savunmasız hali, ortak bir pakt’da buluşup etkin bir güç oluşturamamaları gerçekten büyük bir acziyet durumu..

Bunca yaşanmışlıktan sonra dünyayı ateşe vermekten çekinmeyen ne ABD’nin ne de terörist ayağı siyonist rejimin laftan sözden anlayacağı yok. Bölgesel önemli bir güç olan Türkiye eğer küresel güce kavuşup bu zulme dur demek istiyorsa yapacağı tek bir şey vardır; İslam ülkelerini bir çatı altında toplamak için elini taşın altına koymak..