Bugünlerde PKK ve onun siyasi uzantıları, Suriye'de yaşadığı hezimetin faturasını bir kısım Kürtler'e kesmek istiyorlar. Müslüman Kürt halkının Filistin davasına ve HAMAS’a gösterdiği samimi teveccühü hazmedemeyerek "ihanet" çığırtkanlığına soyunmuş durumdalar. "Neden Suriye'deki olaylardan dolayı protesto yapmıyorsunuz? Filistin'e verdiğiniz desteği bize de vermiyorsunuz?" diye hakaretler ederken, aslında 48 yıllık bir başarısızlığın ve Müslüman halktan kopuşun itirafını yapıyorlar. Güçlüyken halka kan kusturan bu yapı, zayıfken de halkı kalkan olarak kullanmak istiyor. Türkiye’de elli yıllık mücadelenin sıfır kazanımını, Suriye'de on bir yıllık kazanımı on bir günde tüketmenin hesabını vermemek için hedef değiştiriyorlar.

Ayrıca HAMAS ile PKK’yı aynı cümlede kurmak, sadece tarihsel bir hata değil, sahada yaşanan gerçeklere karşı da bir ideolojik körlüktür.
​HAMAS, toprakları Siyonist işgalcilerce adım adım gasp edilen, soykırıma uğrayan bir milletin meşru müdafaa gücüdür. Kürt halkı ise yaşadığı her coğrafyada kendi topraklarının sahibidir. Siyasal bazı sorunlar yaşasa da mülk alır, mülk satar, istediği yere yerleşir, istediği gibi gezer. Her karış toprağında hakkı vardır. İşgal edilmiş vatanı için direnen bir yapı ile ideolojisi için kendi halkının huzuruna, birliğine ve vatan içindeki varlığına kasteden bir yapıyı kıyaslamak, hakikate takla attırmaktır. Laf kalabalığı ile insanları kandırmaktır. Diyecekler ki Kürtlerin kendilerine ait bir devleti yok. Evet yok. Lakin bu devletlerin hiçbiri de kendileri yıkılan bir Kürt devletinin üstüne kurulmamıştır. Hatta Kürtlerin de uğrunda savaştığı ve bizatihi Kürtlerle beraber mücadele edilerek kurulmuş devletlerdir. Onları bu halde dört parçaya ayıran da emperyalistlerdir. Sonrasında Kürtler siyasi ihanete uğramış mı? Evet. Ama hiçbir devlet, Kürtleri israildeki Filistinliler gibi vatansız bırakmamıştır. Dolayısıyla Kürtleri Filistinlilerle bir tutmak doğru değildir. Üstelik HAMAS, girdiği seçimlerde halkının her kesiminin iradesiyle meşruiyet kazanmış bir yapı iken; PKK ise silahlı, hiyerarşik bir güç olarak gücünü silahtan alan, muhalif her Kürt’ü "ajan" veya "işbirlikçi" ilan ederek infaz eden vatansever değil ideolojik bir yapıdır. Vatan, millet, aidiyet onun için gerici kavramlardır.

​Özellikle Suriye sahasında yaşanan son gelişmeler, bu ideolojik körlüğün faturası bir kez daha Kürt halkına yıkım olarak geri dönmüştür. Örgüt, Suriye'de Kürtlerin gerçek çıkarlarını korumak yerine, küresel güçlerin aparatı olmayı seçmiş ve "Apo’cu komünal toplum" hayalleri peşinde halkı perişan etmiştir. Suriye’de alınan yenilgi üstüne yenilgi, aslında askeri bir kayıptan ziyade bu yanlış örgüt pratiğinin iflasıdır. Kendi ideolojik saplantıları için Kürt halkının bin yıllık dini ve manevi değerlerine (İslam’a, aileye, geleneğe, vatana) savaş açanlar, bugün o halktan destek bekleyemezler. HAMAS halkının değerlerini yüceltirken, PKK bu değerleri "gericilik" diyerek aşağılamış, toplumu ahlaki ve kültürel bir dejenere etme sürecine sokmuştur. Kürtler bu yapının elinde Kürt olmaktan başka her şeye dönüşmüştür!

​Stratejik tercihlerdeki uçurum da cabası... HAMAS, bölge ülkeleriyle kardeşlik köprüleri kurarken; PKK, Ortadoğu gerçeğini okuyamamış, batının siyasetine alet olmuş, Avrupa ve Amerika’nın taşeronluğuna soyunmuş, Müslüman coğrafyanın nefretini kazanan işgalci israil gibi odaklarla saf tutmuştur. Kendi halkının kanını hendeklerde, sokaklarda su gibi akıtan, eylemin meşrutiyetine değil sadece etkisine bakan bu yapı; bugün geldiği noktada tek meşru Kürt yönetimi olan Irak Kürdistanı’nı ve onun resmi bayrağını bile düşman ilan edecek kadar raydan çıkmıştır. Elli yıllık mücadelede lider kadrosuna hiçbir şey olmamışken, lüks içinde veya güvenli bölgelerdeyken, halkın çocuklarını ateşe atan bir anlayışın, tüm lider kadrosu ön safta şehit düşen bir direnişle kendisini kıyaslaması bir akıl tutulmasıdır.

​Netice itibarıyla, Kürt halkı mazlumun ve hukukun yanındadır, ancak kendisini bir deney laboratuvarı gibi kullanan ideolojik canavarların yanında değildir. Size de çok sabretmiştir. Şimdiye kadar bu halkın bir kısmı size umut bağlamış, sizden ne canını ne de malını esirgememiştir. Ne yazık ki hem maddi ve hem de manevi olarak da sizden yıkım ve ölümden başka bir şey görmemiştir. Türkiye’den Suriye'ye kadar uzanan bu yıkım pratiği göstermiştir ki; halkın çıkarlarını emperyalist ajandalara kurban edenler, her zaman kaybetmeye mahkûmdur. Artık yorulan bu milletin sizden ayrılma zamanı gelmiştir. Biz her zaman hem bu mazlum halkın yanında hem de dünya mazlum halklarının yanında olmaya devam edeceğiz. Mazlumun dinini ve dilini sormayacağız. Mesele halkı suçlamak değil, halkı anlamaktır, halkın gerçek değerlerine ve özgür iradesine teslim olmaktır. Halkı küçük gören küçülür. Halkın değerlerine dayanmayan yıkılır. Suçu kendinde ara halkta değil!