Dünya yine ekranların karşısında...

Milyarlarca insanın gözü aynı noktaya çevrilmiş. Dev stadyumlar ışıl ışıl tribünler dolup taşıyor. Coşku sel gibi akıyor, heyecan sınır tanımıyor.

Ama aynı dakikalarda...

Gazze'de bir anne, evladının cansız bedenine sarılıyor.

Bir baba, enkaza dönüşmüş evinin taşları arasında ailesinden geriye kalan bir hatıra arıyor.

Bir çocuk, dünyanın sessizliğine bakarak korkuyla gözlerini kapatıyor.

Ve insanlık, bütün bunlar olurken başka bir ekrana bakıyor...

İşte asıl acı olan da bu.

Bugün dünya adeta görünmez bir beşikte sallanıyor.

Şovlarla...

Reklamlarla...

Kupalarla...

Manşetlerle...

Ve durmadan akan görüntülerle...

Vicdanlarımız uyuşturuluyor. Acılar normalleştiriliyor. Katliam görüntüleri birkaç saniyelik haber bültenlerine sıkıştırılıyor.

Oysa Gazze'de hayat reklama girmiyor.

Bombalar devre arasında durmuyor.

Ölümler maç bitince sona ermiyor.

Orada insanlar gerçekten ölüyor.

Gerçekten aç kalıyor.

Gerçekten evsiz bırakılıyor.

Gerçekten yalnız bırakılıyor.

Bizler ise çoğu zaman yalnızca seyrediyoruz.

Belki de bugün kendimize sormamız gereken soru şudur:

Bir gol olduğunda ayağa fırlayan bizler, bir çocuğun hayatı söndüğünde neden aynı duyarlılığı gösteremiyoruz?

Neden bir takımın mağlubiyeti bizi üzerken, binlerce masumun ölümü birkaç dakika sonra gündemimizden düşebiliyor?

Neden vicdanlarımız, ekranların ışığında bu kadar kolay yoruluyor?

Gazze meselesi sadece bir coğrafyanın meselesi değildir.

Bu, insanlığın vicdan sınavıdır.

Bu sınavda kimin hangi milletten, hangi ülkeden, hangi görüşten olduğunun önemi yoktur. Çünkü enkaz altındaki çocuğun dili, dini, kimliği sorulmaz. Onun çığlığı doğrudan insanlığın kalbine seslenir.

Bugün yapılması gereken şey; hayatı durdurmak değil, vicdanı diri tutmaktır.

Maç izleyen gözler Gazze'yi de görmelidir.

Sevinen yürekler mazlumlar için de çarpabilmelidir.

Gündelik hayat devam ederken zulme karşı ses vermek mümkün olmalıdır.

Çünkü unutmak, zalimin en büyük arzusudur.

Sessizlik ise çoğu zaman zulmün en rahat nefes aldığı yerdir.

Bu yüzden şimdi uyanma vaktidir.

Gafletin, alışkanlığın ve duyarsızlığın örttüğü perdeleri aralama vaktidir.

Ekranlarımızı değil, vicdanlarımızı kapatmama vaktidir.

Yeşil sahalardaki doksan dakikalık mücadele elbet sona erecek.

Kupalar kaldırılacak.

Konfetiler süpürülecek.

Stadyum ışıkları sönecek.

Fakat geriye bir soru kalacak:

Dünya eğlenceyle meşgulken, sen mazlumun sesi olmak için ne yaptın?

Gazze'yi unutma.

Unutturma.

Çünkü bir halk yalnızca bombalarla değil, dünyanın sessizliğiyle de yıkılır.

Ve insanlık, mazlumun feryadına kulak verdiği ölçüde insan kalabilir.