Çok eski tarihlere gitmeyeceğim. Arşiv taramasına da gerek yok. Sadece son birkaç gün içinde “Kürtler adına” konuştuğunu söyleyenlerin sözü üzerinden iki soru soracağım.
Kamuoyuyla paylaşılan sözler şöyle;
İlk olarak DEM Parti Mersin Milletvekili Perihan Koca, "Kürtler, LGBT'nin özgürlüğü için her türlü bedeli vermeye hazırdır." dedi.
Ardından eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Kur’an-ı Kerim'le açık bir şekilde alay eden, İslam’a kin kusan sözde komedyen Deniz Göktaş hakkında şu ifadeleri kullandı:
"Böylesi genç yetenekleri teşvik ve tahrik etmek boynumuzun borcudur. Bak güzel kardeşim; kesinlikle doğru yoldasın, aynen devam."
İşte benim iki samimi sorum tam da burada başlıyor.
Birinci sorum...
Perihan Koca...
Siz hangi yetkiyle milyonlarca Kürd’ün adına konuşuyorsunuz?
"Kürtler hazırdır" derken hangi Kürtlerden söz ediyorsunuz?
Hangi aşiret?
Hangi köy? Hangi belde hangi şehir?
Hangi anne size evladını bunun için yetiştirdi?
Hangi baba size bu yetkiyi verdi?
Kürt halkının tamamını kendi ideolojik tercihinizin arkasına dizme hakkını size kim verdi?
Yüzyıllardır aile bağlarını, iffeti ve inancı hayatın merkezine koymuş bir halk adına bu kadar keskin bir ideolojik çerçeve çizmek ne kadar haddinizedir?
Kürtler adına konuşmak isteyenler önce Kürtlerin ruhunu tanımak zorundadır.
O ruhun mayasında iman vardır.
O ruhun omurgasında aile vardır, ahlak vardır.
O ruhun şerefinde iffet vardır.
İkinci sorum...
Sayın Selahattin Demirtaş...
Kur'an-ı Kerim'le alay ettiği gerekçesiyle milyonlarca Müslümanın vicdanını yaralayan bir kişiye "Kesinlikle doğru yoldasın, aynen devam." demek hangi vicdanın ürünüdür?
Böylesine mukaddes bir kitaba yönelik alaycı ifadeler karşısında sessiz kalmak bile Müslüman vicdanını yaralarken, bunu yapan bir kişiyi alkışlayan cümleler kurmak, Kürt halkının inancıyla nasıl bağdaştırılabilir?
Kürt halkının en büyük ortak değeri nedir?
Kur'an değil midir?
Bugün Hakkâri'den Diyarbakır'a, Bitlis'ten Mardin'e kadar hangi evde Kur'an baş köşede değildir?
Hangi annenin sandığında Mushaf yoktur?
Hangi dedenin vasiyetinde Allah'ın kitabı yoktur?
Şunlar da biline…
Biz hiçbir zaman kimliğimizi dinimizin önüne koymadık.
Biz "önce Kürd’üm" diyerek değil, "Elhamdülillah Müslümanım" diyerek büyüdük.
Çünkü bizi aynı safta buluşturan şey soyumuz değil, kıblemizdi.
Bizi kardeş yapan şey kanımız değil, imanımızdı.
Bugün bazı siyasetçilerin kullandığı dil, Kürt halkının bin yıllık inanç mirasını temsil etmiyor.
Belki kendi ideolojik çevrelerini temsil ediyor olabilirler.
Ama Kürt milletinin tamamını temsil ettiklerini söylemek, bu millete yapılabilecek en büyük haksızlıklardan biridir.
Kürt halkı; Kur'an'a hürmetiyle tanınan bir halktır.
Peygamber sevgisiyle tanınan bir halktır.
Âlim yetiştirmesiyle tanınan bir halktır.
İffetiyle, haya duygusuyla ve aileye verdiği değerle tanınan bir halktır.
Bu yüzden artık şu soruyu yüksek sesle sormanın vakti gelmiştir:
Kürt halkını gerçekten kim temsil ediyor?
Kur'an'ı baş tacı eden milyonlar mı?
Yoksa Kürtlerin asırlardır taşıdığı İslami kimliği görmezden gelen dar bir siyasî anlayış mı?
Ve inanıyorum ki vicdan sahibi her Kürt kardeşim cevabını biliyor.
Çünkü Kürt milletinin gerçek kimliği; ideolojilerde değil, secdede gizlidir.
Onun gerçek sesi; sloganlarda değil, Kur'an tilavetindedir.
Onun gerçek şerefi ise Allah'ın dinine sadakatinde saklıdır.
İşte bu yüzden diyorum ki:
Kürtleri tanımak isteyen, önce onların diline, dağına değil, secdelerine baksın. Resulullah’a duyduğu muhabbete baksın. Kur'an'a gösterdiği hürmete baksın.
Kim bu mayayı değiştirmeye kalkarsa, Kürtlerin geleceğini değil; Kürtlerin ruhunu hedef almış olur.