Hamd âlemlerin Rabbine, salât ve selam da O’nun pak Rasulüne olsun.

Geçen hafta kurslarımız, eğitim kurumlarımız ve Müslümanlar olarak insani ilişkilerimizdeki kaliteye değinmiştik. Şimdi bunu biraz daha açıp genel bir kalite gerekliliğinden bahsedeceğiz inşâallah.

Bizler elbette en çok en gerekli olan alanlarda kaliteyi yakalamak zorundayız. Kaliteden kastımız dünyevileşmiş insanların bildiği türden bir şey değil. Olmamız gereken yerlerde en kaliteli halimizle bulunmak, kendimizi geliştirmek ve daha ilerilere taşımak… Bu çok geniş kapsamlı hatta üzerine kitaplar yazılabilecek bir konu ancak bu haftaki yazımızda kaliteli nesiller yetiştirmekten bahsetmek istiyorum.

Günümüzde Müslüman gençlik, özellikle de ilim erbabının, çoğunlukla öncekilerden daha kaliteli olduğu aşikâr. Sadece 10-15 yıl bazında bir bakış açısı bu. Şöyle ki önceleri okul dersleri kötü olan, okumaya ‘kafası olmayan’ çocuklar medreselere gönderilirdi. Okulda 2x2’yi beceremeyen çocuğun hafız olması beklenirdi. Bilinçli aileler müstesna, evin yaramazı medreseye, çalışkanı fen lisesine/üniversiteye gönderilirdi. Şimdi imam hatip proje okullarıyla bu durum değişti. Artık hafızlığa gitmek isteyen kişiler, sınavla alınıyor.

Şimdi böyle zeki ve başarılı çocuklarımız hafızlığa girince iş bitiyor mu? Hemen en kısa zamanda hafızlığını bitirsin, çocukluğu falan bir kenarda mı kalsın? Hâlbuki bu çocuklar bir daha bu yaşa gelemeyecekler. Bir daha serbestçe koşup oynayamayacaklar. Belki bir daha böyle özgürce parkta eğlenemeyecek, kaydıraktan kayamayacak, aileleriyle ‘keyif’ yapamayacaklar. Büyüyecekler ve çocuk tiyatrolarına, çocuk filmlerine ancak çocukları olduğunda gidebilecekler. Bir söz var, çok içimi acıtır: “Bir gün hepimiz son kez saklambaç oynadık ve kimse bunu fark etmedi.”

Gelelim eğitim meselesine… Bazı aileler şöyle düşünüyor: “Hafız olsun yeter.” “Arapçayı bitirsin yeter.” Soruyorum: Neden yeter? Neden hafız bir doktor, bir psikolog, bir hukukçu, eğitimci, dilbilimci, bir mühendis olmasın? Bu çocuklar bu okullara sınavla girmişken, akademik başarıya bu kadar yatkınken neden “Buraya kadar…” diyelim?

Neden kaliteyi tek bir alana indirgiyoruz? Sonra vicdanlı doktor, kadın ‘kadın hastalıkları uzmanı’, ahlaklı hukukçu, anlayışlı psikolog, hak yemez mühendis, mimar vs. arıyoruz.

Dünyanın dört bir yanında özellikle de Filistin’deki mağdurlarla ilgilenecek İngilizce veya Arapça bilen kimselere ihtiyaç duyuluyor. Bu biz olamadıysak neden çocuğumuz olmasın? Elbette önceliklerimiz olsun, eğitimini aldıkları ilim de bunların başında gelsin ama lütfen çocuklarımızı kendi dar kalıplarımıza sokup sıkıştırmayalım. Bırakalım hem çocukluklarını yaşasınlar hem hafızlıklarını/ilimlerini tamamlasınlar hem de peşinden koşabilecekleri bir hayalleri kalsın. Selam ve dua ile…