Tarih, sayının değil inancın kazandığını defalarca gösterdi. Nice az topluluklar, kendilerinden katbekat büyük orduları mağlup etti. Bu hakikat, sadece bir tarih bilgisi değil; ilahi bir vaattir.
Nitekim Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur:
“Nice az topluluklar, Allah’ın izniyle çok topluluklara galip gelmiştir. Allah sabredenlerle beraberdir.” (Bakara Suresi, 249. Ayet)
Savaş, korkakların işi değildir. Savaş; iman edenlerin, cesaret gösterenlerin ve bedel ödemeyi göze alanların yoludur.
Yine Kur’an’da şöyle buyrulur:
“Müminlerden öyle adamlar vardır ki, Allah’a verdikleri söze sadık kaldılar. Onlardan kimi adağını yerine getirip şehit oldu, kimi de (şehit olmayı) beklemektedir. Onlar verdikleri sözü asla değiştirmemişlerdir.” (Ahzab Suresi, 23. Ayet)
Bugün İran’da, Gazze’de, Lübnan’da bu ayetlerin canlı karşılığını görüyoruz. Gözünü kırpmadan ölüme yürüyen, geri adım atmayan, bir avuç insanın direnişine şahit oluyoruz. Onlar için ölüm bir son değil; bir sözün yerine getirilmesidir.
Kimileri Allah’a verdiği sözü tuttu, şehit oldu. Kimileri ise o günü bekliyor. Ama korkarak değil; imanla, sabırla ve kararlılıkla…
Bu manzara karşısında geri duranlara da bir söz var:
Korkaklık sadece bir zaaf değil, aynı zamanda bir tercihtir.
Artık saf bellidir. Ya hakkın yanında dimdik duracaksın ya da korkunun karanlığında kaybolacaksın.
Çünkü tarih korkakları yazmaz.
Ve unutulmasın:
Korkaklar saklanacak yer arar…
Cesurlar ise iz bırakır. Allah kendisi için direnenlere zafer nasip etsin. Bu vesileyle Bayramınızı tebrik ederim. Allah’a emanet olunuz.