“Müminlerden öyle erler vardır ki Allah’a verdikleri söze sadık kaldılar. Onlardan kimi verdiği sözü yerine getirip şehit oldu, kimi de (şehit olmayı) beklemektedir. Onlar verdikleri sözde hiçbir değişiklik yapmadılar.” (Azhab Suresi ayet 23)
Bugün İran'da bu ayeti celilenin tarif ettiği erlerin meydanlarda küfre karşı verdikleri mücadeleye dünyayla birlikte bizler de şahit oluyoruz.
ABD, israil ile birlikte 28 Şubat tarihinde İran’a büyük çaplı ve zalimce bir saldırı başlattı. Bu saldırılar sonucunda birçok bina, barınak ve resmi kurum ağır şekilde tahrip edildi. Ancak en acı ve en sarsıcı olanı, bombalanan bir okulda yüz altmış kız çocuğunun şehit olduklarını İran tarafından dünyaya duyurulması oldu. İnsanlık iddiasında bulunanlar kör, sağır oldular bu katliamlar karşısında. Hiç kimseden ses çıkmadı.
Daha sonra İran İslam Cumhuriyeti yetkilileri, ülkenin dini lideri Ali Hamenei ile birlikte birçok üst düzey komutanın da şehit olduğunu duyurdular.
Peki, bütün bu zulmün sebebi nedir? Kırk yıldır İran'a ambargolar, boykotlarla diz çöktürmek istediler. Tıpkı İran İslam Cumhuriyeti etrafındaki komşu ülkelerin birçoğundan olduğu gibi... Ancak İran hiçbir zaman zilleti kabul etmedi İslami bir duruş sergiledi.
Öte yandan İran’ın etrafında birçok krallık, monarşi veya cumhuriyet ile yöneltilen ülkeler mevcuttur. Buna benzer dünyada onlarca ülke var. Birçoğu monarşi ile yönetiliyor ve krallık düzeni hâkim. Adı cumhuriyet olsa bile gerçekte otoriter rejimlerle idare edilen devletler var. Fakat ABD’nin hedefinde özellikle bir ülke vardır: İran.
Çünkü ABD’nin asıl istediği ne İran’ın petrolü ne de rejimdir. İstenilen tek şey başka ülkelerde olduğu gibi İran’ın boyun eğmesi, teslim olması ve kendi iradesinden vazgeçmesidir.
Teslim olmadığı takdirde başka ülkelere kötü örnek olmaktadır. Bu da ABD’yi endişelere sürüklüyor. Bir başka endişesi de İran’ın Orta Doğu’daki etkisinin ABD’nin hâkimiyetini zayıflatmasıdır. Bu yüzden saldırılar sadece askeri değil, aynı zamanda siyasi bir baskının parçasıdır.
Fakat asıl utanç verici olan sadece bu saldırılar değildir.
Asıl utanç verici olan, bu saldırılar karşısında sessiz kalanlardır.
Yanı başında Müslüman olduğunu söyleyen bazı kimseler, bu zulme karşı tek bir söz söylemezken; hatta içten içe sevinç duyar gibi davranmaktadırlar. Kimileri bunu açıkça söylemese bile yüzlerindeki ifadelerden, tavırlarından ve alaycı gülüşlerinden bunu belli etmektedirler.
Bombalar altında ölen çocuklar, yıkılan evler, yok edilen aileler ve şehit edilen liderler…
Bunların karşısında sessiz kalmak bir yana, buna sevinmek; bir Müslümanın taşıyabileceği bir vicdan değildir. Bu zillete ortak olmaktır.
Mümin zillete razı olmaz.
Mümin, zulmün karşısında susmaz.
Mümin, mazlumun kimliğine, mezhebine bakarak adalet terazisini değiştirmez.
Çünkü iman, sadece sözle değil; duruşla da ölçülür.
Bugün Müslümanların en büyük imtihanı, düşmanın gücü değil; kardeşinin acısına karşı kalbinin ne kadar diri olduğudur.
Zillet, Müminlere yakışmaz. Acizlik içinde zulmü seyretmek zilletin bir parçasıdır. Zillet bizden Uzaktır. Allah'a emanet olunuz.