Tarih boyunca insanların zihnini meşgul eden temel sorulardan biri şudur: Güç gerçekten sayıda mı gizlidir, yoksa inanç ve kararlılıkta mı?
Bu sorunun cevabını ararken karşımıza çıkan en çarpıcı örneklerden biri, Tâlût ile Câlût kıssasıdır. Sayıca az, imkân olarak sınırlı bir topluluk; kendilerinden kat kat güçlü bir orduya karşı galip gelmiştir. Az olan Tâlût ordusu sayıca çok olan Câlût ordusnu mağlup etmişti. Burada görülüyor ki güç sayıca çoğunluğun değil iman ve inancın zaferidir. Üstelik bu zafer, sadece fiziksel bir mücadele değil, aynı zamanda bir irade ve inanç sınavıdır.
Tâlût’un ordusu daha yolun başında bir imtihandan geçirilir. Bir nehirle sınanırlar ve çoğu bu sınavı geçemez. Geriye kalanlar ise azdır ama kararlıdır.
İşte tam bu noktada asıl güç ortaya çıkar: Sayı değil, inanç, disiplin ve irade.

Bugün de insanlık benzer bir sınavla karşı karşıyadır. Yanı başımızda bir ülke adı ne olursa olsun, mezhepleri beni hiç ilgilendirmez. Bu ülke zilleti kabul etmediği için haydut ve zalimlere teslim olmadığı için boğmak isteniliyor. Bu insanlar ölüm, kalım mücadelesi verirken bir çoğumuz bu zulme seyirci kalıyor ya da kör ve sağır kalıyoruz. İlla da sınavın karşımıza bir nehrin çıkarmasını mı bekliyorlar.
Bugün dünyaya
Baktığımızda benzer sahnelerle karşılaşmak zor değil. Küresel ölçekte yaşanan çatışmalar, güç dengelerinin her zaman beklendiği gibi işlemediğini gösteriyor. Sayıca, teknoloji bakımından veya ekonomik olarak daha zayıf görünen bazı topluluklar, dirençleri ve inançları sayesinde varlıklarını sürdürebiliyor. Bu durum, bize gücün sadece maddi unsurlarla ölçülemeyeceğini hatırlatıyor. Bugün Filistin’de, Lübnan’da, İran’da, Afganistan'da verdikleri mücadele sonunda ortaya koydukları duruş başkalarına da örnek olacak bir direniştir.
Ancak burada önemli bir nokta var: Az olmak tek başına bir üstünlük değildir. Tarih, haksız olan küçük grupların da var olduğunu gösterir. Bu yüzden asıl mesele “az mı çok mu?” sorusu değil, hangi değerlerle hareket edildiği meselesidir.
Câlût’un gücü fizikseldi; ordusu kalabalık, imkânları genişti. Fakat bu güç, inanç ve kararlılık karşısında kalıcı olamadı. Davud’un attığı bir taş, aslında sadece bir düşmanı değil, yanlış bir hesabın, yanlış bir güç anlayışını da yıkmış oluyordu.
Bugün de benzer bir gerçeklik yaşanıyor. Bugün İran, ABD israil arasında yaşanan savaşta İran’ın israil’e atığı füzeler ile israil ve ABD’nin tüm planlarını alt üst etti. Ve bu füzeler Davud'un sapan taşı gibi bunların anlının tam ortasına isabet ettiriyor.

Güç sadece silah, para ya da sayı değildir. Bazen en büyük güç, bir insanın ya da bir topluluğun vazgeçmemesinde saklıdır.
Belki de asıl soru şudur:
Biz kalabalıkların güvenine mi sığınıyoruz yoksa Allah’ın yardımına mı inanıyoruz? Zafer inananların olacak inşallah. Allah’a emanet olunuz.