İnsanoğlu hayatı boyunca pek çok elbise giyer. Fakat hiçbir libas ihram elbisesine benzemez.

Kimi zaman makamını, kimi zaman bilgisini, kimi zaman acılarını…

Ama ihram, bütün bu elbiselerin çıkarıldığı yerdir. İhram, bedenin değil, benliğin soyunmasıdır. Kulun “sahibim var” diyerek kendini Rabbine İsmail’ce adamasıdır.

Lebbeyk diyerek miraca yükselmesidir.

Arınmanın, paklanmanın, aklanmanın aşk ile yanmanın adıdır.

Mikât sınırında durur insan. Sadece bir çizgi değildir orası; dünya ile ahiret arasındaki eşiğin adıdır. Orada ne kimlik geçerlidir ne unvan. Beyaz bezlere bürünen bedenler, kefeni hatırlatır; telbiye dilde, teslimiyet kalpte yankılanır:

“Lebbeyk Allahümme lebbeyk…”

Bu salt bir söz değil, sadece... Rabb’inin çağrısına verilen sadakat yeminidir.

İhramda yasaklanan şeyler, aslında insanı kirleten alışkanlıklardır. Saçını koparmamak, tırnağını kesmemek, kokudan uzak durmak… Bunların her biri nefsin dizginlenmesidir. Çünkü ihsan, Allah’ı görüyormuşçasına yaşamaktır. İhramda kul, görülmeden de edepli olmayı öğrenir. Kimse bakmıyorken de haddini bilmenin adıdır ihram.

İman burada sadece inanmak değil, itaate dönüşmüş bir güven hâlidir. Kul bilir ki Rabbin huzuruna geliş, süslenerek değil sadeleşerek olur. Kavga yoktur ihramda; çünkü kalbi Allah’a yönelenin dili kırıcı olamaz. Şehvet susar, öfke diz çöker, benlik geri çekilir. İhram, insanın içindeki gürültüyü susturur ki kalp konuşabilsin.

Zira dil sukut etmeden, kalp huzura kavuşamaz.

Sus ey dilim sus ki, aşkın merkezi, olan Beytullah konuşsun!

Edebiyat bazen kelimelerle değil, hâllerle yazılır. İhram, kelimesiz bir metindir. Her beyaz örtü bir cümle, her yasak bir noktalama işaretidir. Okuyabilene çok şey söyler. Şunu fısıldar:

“Bu dünya senin üzerinde geçici bir elbisedir. Asıl yolculuk, dünya ve dünyalık yüklerinden arındığında başlar.”

Ey nefsim! İşte o yolun yolcusu olmak için, her daim o pak ve ak ihram libasına bürünmelisin.

Zira, ihsan makamı, ihramda nefes alır. Kul, Allah’ın huzurunda olduğunu hisseder; adımlarını tartar, bakışını eğitir, kalbini inceltir. Çünkü bilir ki bu yolculuk sadece Kâbe’ye değil, kalbin derinliklerinedir. Taş duvarlara değil, Rahman’ın rızasına yöneliktir.

İhramdan çıkıldığında saç kesilir; ama asıl kesilmesi gereken, nefsin dallarıdır. Beyaz bezler çıkarılır; fakat sadelik kalmalıdır. Eğer ihram, sadece Mekke’de giyilip Medine dönüşünde çıkarılıyorsa eksik kalmıştır. Asıl ihram, kulun hayatına giydirdiği edeptir.

İhram öğretir:

İman, çağrıya icabet etmektir.

İhsan, görülmeden de güzel olmaktır.

Edep ise, Allah’ın huzurunda olduğunu hiç unutmamaktır.

Ve insan anlar ki; gerçek yolculuk, mikâtta değil, kalpte başlar.

Beytullah’tan tüm Peygamber Sevdalılarına selam olsun!