Bir misafir düşünün…

Gelişiyle evlerimizin kapılarını değil, kalplerimizin kapılarını aralayan gönlümüzün azizi kutlu bir misafir... Sessizce gelir; fakat gelişiyle insanın ruhunda büyük bir diriliş başlatır. Ramazan ayı diriliş ayıdır. Sessizce gelir ama insanın ruhunda derin bir inkılap bırakır.

Şimdi o kutlu misafir, ardında sayısız hatıra ve kalpte silinmesi güç izler bırakarak vedaya hazırlanıyor.

Ramazan, yalnızca takvim yapraklarında duran bir zaman dilimi değildir. O, insanın nefsiyle hesaplaştığı, ruhunun arındığı, kalbin yeniden kendini bulduğu bir mekteptir. Bu ay boyunca insan, açlığın sadece bedene ait bir eksiklik olmadığını fark eder; asıl açlığın ruhun hakikatten uzak kalması olduğunu idrak eder.

Oruç, insanın bedenine sabrı öğretirken kalbine merhameti nakşeder. Gün boyu susuz kalan dudaklar, iftar vaktinde bir yudum suya kavuştuğunda aslında şunu hatırlar: Nimet, insanın sahip olduğu şeylerin çokluğunda değil; şükrünün derinliğinde saklıdır.

Ramazan’ın bize öğrettiği en güzel şeylerden birisi sabır ve şükürdür. Gündüzleri sabırla geçen saatlerin ardından geceler, insanın Rabbine en yakın olduğu vakitlere dönüşür. Sahur vakitlerinin o mahcup sessizliğinde edilen dualar, göklerin kapılarını aralar. Tövbe kapısını çalan aciz kullara, Rabbim Rahmet nazarı ile bakar.

Bu nedenle Ramazan günahlardan arınma ayıdır.

Fakat Ramazan’ın ruhu yalnızca bireysel arınmayla sınırlı değildir. Bu ay, insanın kalbini kendi evinden çıkarıp ümmetin acılarına açtığı bir vicdan mevsimidir. Çünkü Müslüman bilir ki; kendi sofrasında iftar ederken dünyanın başka bir köşesinde bir çocuk açsa, o sofranın bereketi eksik kalır.

Belki de bu yüzden Ramazan, insanın kalbinde hem huzur hem hüzün barındırır. Huzur; rahmetin gölgesinde geçirilen günlerin huzurudur. Hüzün ise bu kutlu misafirin bir gün mutlaka gideceğini bilmenin hüznüdür.

Şimdi o ayrılık vakti yaklaşıyor…

Ramazan giderken ardında büyük bir soru bırakır:

Bu ayın ruhunu kalbimizde yaşatabilecek miyiz?

Çünkü Ramazan, sadece aç kalınan bir ay değildir; o, insanın kendisini yeniden inşa ettiği bereketli bir zaman dilimidir. Eğer sabrı, şükrü, merhameti, metaneti, fetaneti ve paylaşmayı bu ayın ardından da hayatımıza taşıyabilirsek, işte o zaman Ramazan gerçekten bizimle kalmış demektir.

Aksi halde Ramazan gider ve geriye yalnızca açlık hatıraları kalır.

Oysa hakiki Ramazan, kalpte yaşayan Ramazan’dır.

Belki de bu nedenle Müslümanlar bu ayın son günlerinde aynı duayı fısıldar:

“Ey Rabbimiz… Bizi Ramazan’a ulaştırdığın gibi, Ramazan’ı da bizden razı olarak uğurla. Bu ayda öğrendiğimiz kulluğu ömrümüzün geri kalanına da nasip eyle.”

Çünkü Ramazan’ın vedası, aslında bir bitiş değildir.

O, kalpte başlayan uzun bir yolculuğun ilk adımıdır.

Ve şimdi biz o kutlu misafiri uğurlarken şunu biliyoruz:

Ramazan gider…

Ama bıraktığı rahmet, insanın kalbinde yaşamaya devam eder.

Yani Ramazan giderken, kalbimizde yeni bir inkılap, yeni bir diriliş başlatır. Bu nedenle bizler Ramazan’a elveda demiyoruz, buluşmak ümidiyle...

Rabbim Ramazan’ın bu manevi atmosferini hayatımızın tamamına nakşetmeyi nasip eylesin inşallah…

Selam ve dua ile.