Dünya, bugün büyük bir imtihanın içinden geçiyor. Bu imtihan; teknolojinin, gücün ya da zenginliğin değil… Ahlakın imtihanıdır.

Bir tarafta kendini “medeniyetin temsilcisi” olarak sunan bir anlayış… Diğer tarafta ise asırlardır kalplere nakşedilen bir hakikat: Güzel ahlakı tamamlamak için gönderilen bir din…

Batı, bugün dünyaya insan haklarını, özgürlüğü ve adaleti öğrettiğini iddia ediyor. Fakat aynı dünya, Gazze Şeridi’nde bir çocuğun enkaz altından yükselen sessiz çığlığını da izliyor. Gökyüzü bombalarla yarılırken, yeryüzü yetimlerin gözyaşıyla ıslanıyor. Ve o anda insanlık, kendi vicdanına şu soruyu fısıldıyor:

“Bu mu sizin medeniyetiniz?”

Gazze’de bir annenin, evladının cansız bedenini kucağına alıp göğe bakarak ettiği dua… Bu, sadece bir acı değil; bu, insanlığın yüzüne tutulmuş bir aynadır. O aynada görünen şey ise çoğu zaman suskunluk, çıkar ve çifte standart ve zulümdür.

Aynı sessizlik ve zulüm, Doğu Türkistan’da, Afganistan’da ve İran’da yankılanır. Diller susturulurken, dualar fısıltıya dönüşür. Camiler yetim bırakılır, secdeler gözetim altına alınır. İnanç, bir suç gibi muamele görür. Ve dünya, yine büyük ölçüde susar diğer taraftan birileri kinini kusar.

Myanmar topraklarında ise bir başka hüzün yazılır. Yanan köylerin dumanı göğe yükselirken, mazlumların duası Arş’a yükselir. Çünkü bilirler ki; yeryüzünde adalet gecikebilir ama ilahi adalet asla şaşmaz.

İşte tam burada, iki farklı ahlak anlayışı belirginleşir:

Biri; menfaatin pusulasıyla yön bulan, güce göre şekil değiştiren bir anlayış…

Diğeri ise vahyin nuruyla yoğrulmuş, değişmeyen bir hakikat…

İslam’ın ahlakı; sadece bir öğreti değil, bir hayat nizamıdır. Adalet onun omurgasıdır, merhamet onun kalbidir, haya ise onun süsüdür. Bu ahlakta zulüm yoktur; çünkü zulüm, Allah’ın haram kıldığı en büyük karanlıklardan biridir.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.), kendisine taş atanlara beddua etmek yerine, onlar için hidayet dilemiştir. Taif’te kan revan içinde kaldığında dahi, ellerini semaya açıp düşmanları için af ve rahmet dilemişti.

Mekke’nin fethinde ise, kendisine yıllarca zulmedenlere karşı “Bugün size kınama yok” diyerek affın zirvesini göstermiştir.

İşte bu, güçle yozlaşmayan bir ahlaktır.

İşte bu, intikamı değil, merhameti yücelten bir medeniyettir.

Bugün Batı’nın dünyaya sunduğu ahlak, çoğu zaman vitrinde parlayan ama arka planında çıkar hesapları barındıran bir sistem gibi duruyor. Oysa İslam’ın sunduğu ahlak, kalpten kalbe akan, samimiyetle yoğrulmuş ve ilahi bir terazide tartılan bir hakikattir.

Birinde güçlü olan haklıdır…

Diğerinde ise haklı olan güçlüdür.

Ve belki de insanlığın yeniden dirilişi, bu farkı idrak ettiği gün başlayacaktır.

Çünkü bir gün gelecek…

Gazze’de akan gözyaşı dinecek, Doğu Türkistan’da ezan özgürce yankılanacak, Myanmar’da mazlumlar yurtlarına dönecek.

Ve o gün, insanlık şunu anlayacak:

Gerçek medeniyet; gökdelenler inşa etmek değil, gönüller inşa etmektir.

Gerçek ahlak; konuşmak değil, adaletle şahitlik etmektir.

Ve gerçek kurtuluş; gücün değil, Hakk’ın tarafında olmaktır.

Ey Rabbim bizlere Hakkı hak bilip safında durmayı, Batılı batıl bilip karşısında duracak güçlü bir iman ve irade nasip eyle!

Selam Peygamberin Ahlakıyla ahlaklanan tüm Müminlerin üzerine olsun!

Selam ve Dua...