Önce Şanlıurfa ardından Kahramanmaraş’ta acı üstüne acı iki olay..

Öncelikle saldırıda vefat edenlere Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar diliyorum. Yüreği yangın yerine dönen ailelere Rabbim sabırlar ihsan eylesin..

Facianın muhatapları ve saldırganların aynı okulun öğrencileri olması daha çok yaralıyor insanı.. Geçmişten bu yana yaşanan her benzer olayın sebep sonuç ilişkisine dair birkaç günlük kamuoyu tartışmalarından sonra her şeyin kaldığı yerden devam ediyor olması ise esef verici gerçekten..

Yüz yıldır batıya benzeme hayalinin müfredatın her karışına işlenerek adeta dinden imandan uzaklaştırma merkezlerine dönüştürülen okullarımızın adap, edep, saygı ve merhametten yoksun bir eğitim modeliyle ruhsuz kişilikler yetiştirdiğinin toplum olarak idrakindeyiz elbette.

Ama içimizi yakan kor; bu sisteme bir türlü kimselerin dokunamıyor olmasıdır. Mesela her yıl talim terbiye kurulunun olumlu değişikliklerini sistemin sahibiymiş gibi ültimatomlar yağdırarak karşı duran Kemalist tayfanın çığırtkanlıklarını biliyorsunuz..

Neden birileri çıkıp bu kokuşmuş sistemi, çocukları canavarlaştıran sebepleri araştırıp gereken adımları atmaz, hayret doğrusu..

Kemalist sistemin mirasyedi zihniyetli muhalefet partisi, her bu türden toplumsal infiallerde hemen kolaycılığa kaçarak “Milli Eğitim Bakanı istifa” ayinlerine başlıyor. Peki, istifa çözüm mü ki? Değil.

Sorunun asıl kaynağı yalan tarihli, çürümüş, geri bırakan, eğitim sistemi ki; değiştirilmesi, Kemalist tayfanın kırmızı çizgisi durumunda..

Bakan Yusuf Tekin öncesine kadar gelen her Bakanın usulde bazı ufak değişiklikler yaparak Esas’a dokunmadığı doğru. Ama Yusuf hocanın eğitimde devrime giden yolda ilk adımları attığına şahidiz. Ancak yine de yetmez, eğitim sisteminin sil baştan değişmesi gerektiğine dair yaygın bir kanaat hakim.

Her toplumun kendi inancına, kültürüne, sosyolojisine hatta coğrafyasına göre şekillenen bir eğitim modeli var. Finlandiya modeli yüksek başarı sağlıyor görünüyor diye illa Finlandiya modeline geçilemez. Çünkü her modelin görünen, bir de görünmeyen yüzü var. Finlandiya dünyada en çok intihar vakalarının yaşandığı bir ülke olma özelliğini taşıyor. Eğitimde yüksek başarılı bir ülkenin yetişkinleri neden intiharı seçiyor sorusunun cevabı hala bulunabilmiş değil mesela..

Japonya, okula başlayan ilköğretim çocuklarına önce değerler eğitimini kazandırarak başlıyor. Belçika’da 2,5-6 yaş arası çocuklara, öğretmenler koordinesinde papaz ve rahibeler ders verirken, Almanya’da 3-6 yaş grubunun yüzde 70’i kiliselerde din eğitimi alıyor. İngiltere’de okul öncesi din eğitimi müfredatını kilise belirliyor.

Batıda eğitim, kendi inanç ve bakış açılarına göre şekillenirken bizde neden kendi inancımıza göre ve kültürümüzle barışık bir eğitim müfredatı, modeli uygulanmaz, taklitçilik yapılır anlayan var mı?

Batılı eğitim modelini ülkenin yüzde 99’u Müslüman olan halkın inancı İslam’a, kutsallarına düşman bir yaklaşımla uygularken kültür ve geleneklerimizi aşağılayan bir eğitim müfredatını destekleyerek dokundurtmayan bir zihniyet bu milletin dostu olabilir mi? Asla!..

Devletlerin kendi ideolojisini dikte ederek tek tip insan modeli yetiştirerek halkın inancı ve kültürüne düşman bir müfredat, nesli eğitmez; eğitse eğitse işte böyle ruhsuz, vicdansız, robotik tefekkürsüz, canavarlaşan bir neslin türemesine ön ayak olur.

Müfredat dışında eğitimi olumsuz etkileyen nedenler de vardır. Bunların başında karma eğitim sistemi geliyor. Birçok Avrupa ülkesinin deneyip vazgeçtiği karma eğitim modelinde ısrarın eğitimde kaliteyi düşürmekle kalmayıp gençleri ahlaksızlığa sürüklediği artık yadsınamaz bir gerçek.

Haftanın beş günü uzun saatler süren ve ortalama insan ömrünün en güzel yıllarının üçte birini adeta rehin almakla kalmayıp sonucunda çok azı dışında milyonlarca diplomalı işsiz üreterek insanı öğüten bu sistemin değişmesinin vakti gelmemiş midir?

Bilinmelidir ki; Şanlıurfa ve Kahramanmaraş vakıası, teorinin fiziki eğitime dönüşmediği bir maneviyattan yoksun sistemin öğüttüğü neslimizin maruz kaldığı sosyal medya, sinema ve dizilerdeki şiddet, uyuşturucu ve ahlaksızlık örneklerini uygulamalı öğretiye dönüştürdüğü çok acı tecrübeler olmuştur.

Neslin ihyası, halkın selameti ve ülkenin bekası için gerekli adımlar atılmalıdır.