وعن الأسود بيزيد قال: سئلت عائشة رضي الله عنها ما كان النبي صلى الله عليه وسلم يصنع في بيته ؟ قالت: كان يكون في مهنة أهله يعني؛ خدمة أهله فإذا حضرة الصلاة ، خرج الي الصلاة.

Esved. B. Yezid şöyle demiştir; Hz. Aişe’ye (r.a) “Peygamber (s.a.v) evde ne yapardı?” diye soruldu. O şöyle dedi: “Ailesinin hizmetinde olurdu. Namaz vakti geldiğinde de namaza çıkardı.” (Riyazüssalihin/263. hadis. Buharı/Ezan)

Hadiste aile huzurunun namazın önünde zikredilmesini çok manidar görüyorum. Birkaç gün öncesinde umredeydim. Kâbetullah/Beytullah yeryüzünün adeta cennetidir. Çünkü Beytullah ve tamamlayıcı mekanları olmazsa Mekke’yi diğer şehirlerden farklı kılacak hatta kıymet verecek hiçbir fiziki ve dolayısıyla dünyevi özelliği yoktur. Ama Beytullah ve diğer tamamlayıcı mekanlar için Mekke'ye “Şehirlerin annesi…” denilmiştir. En’am/92

Kâbe’yi her gördüğümde dünyada en büyük ve en içtenlikli heyecanın yanında bir mutluluk insanın içine doğuyor. Böylelikle Metaf’a girmek ne kadar beni mutlu ettiyse evime döndüğümde de kendimi o kadar mutlu hissettim. Kâbe’yi görürken ne kadar sevindiysem evime girerken iyalimi görürken de o kadar sevindim ve mutlu oldum. Metafta, hele hele Mirac gecesinde Kâbe tavafı kalbime ve gönlüme büyük bir huzur veriyordu. Bu kalbi huzuru Kâbe’den başka hiçbir yerde bulmak adeta mümkün değildir. Ama bunun bir istisnası vardır o da, kişi bu uzun yolculuktan sonra evine geldiğinde de hemen hemen aynı huzuru bulabiliyor.

Evet kişinin evi huzurun kaynağı olmadan İslami bir hayatın yaşanması mümkün değildir. Kâbe’yi ziyaret yeri, kendi evini huzurun mekanı görmek gerekir. Yani İslami açıdan Kâbe’yi ziyaretle emrolunmuşuz, evimizde ise İslam’ı yaşamakla emrolunmuşuz. Bundan hareketle kişi dışarda, alim, meşayih, davetçi ve mücahit gibi vasıfları taşısa da ev ve ev ahalisine huzur vermiyorsa, bu durumda olan kişinin dini ve Müslümanlığı sakat demektir. Namazımız Peygamberimizin namazı gibi olmazsa namazımız, aile ilişkilerimiz Peygamberin aile ilişkileri gibi olmazsa Müslümanlığımız bozulur. Her Müslümanın buna dikkat etmesi gerekir. Ahlakımız iman ağacımızın meyvesi gibidir. Ağacın kıymeti verdiği meyvenin tadı ve kalitesine bağlıdır. Ağacın verdiği meyve acı olursa o ağaç odun olur. Meyvesinin tadı istenen kıvamda olursa o ağaç olur.

Hadisimizde, peygamber evinin iç işleyişini görüyoruz. Biz nasıl ki namazlarımızda O’nun gibi namaz kılıyoruz isek aile içinde de O peygamber gibi, ailemizle geçinmek mecburiyetindeyiz. Namazda peygamber gibi, ailede firavun gibi davranırsak sadece namazımız değil, Müslümanlığımız bozulur. Namazda Peygambere uymazsak namazımız bozulur. Ailede O’na uymazsak Müslümanlığımız bozulur.

Bizim bugün İslami hayatımızda en çok sahabe ile çelişen tarafımız, pratiğimizin Peygambere benzememesi. Hukuken İslam’a ters düştüğümüz halde ibadeten İslam’a riayetimiz bizim Müslümanlığımızı kurtarmaz. Hatta Yüce Allah Maun suresinde bu durumu mefhumu muhalifinden tutarak değerlendirmiştir. Yani namazını Allah ve peygamberin istediği gibi kıldıkları halde, hukuken eksik davranan kişinin durumunu, dini yalanlama hali olarak zikreder. Şehit Rehberin sohbetlerin birinde kulağımla duyduğum bu manada çok veciz bir sözünü okuyucularımla paylaşmak isterim “Bizim bazı arkadaşlarımız iki kimlik taşıyorlar. Bizimle görüştüklerinde tam sahabe gibi davranıyorlar. Ama eve girdiklerinde ise hırçın bir arslana dönüşüyorlar. Halbuki bizimle tartışıp konuşmaları caiz, ama ailelerine hırçın ve baskıcı davranmaları ise haramdır.” dedi Rabbim ona rahmet eylesin.

Hadiste aile ilişkilerinin namaza öncelenmesi de manidardır. Kendi evinde huzursuz olanın Allah’ın evinde sakin olmasının bir kıymeti harbiyesi yoktur. Ailesinin huzurunu bozan bir Müslümanın Allah’ın huzurunda kamil bir Müslüman olarak yüce Allah onu huzuruna almaz. Onun için aile huzuru ibadetin öncesine alınmıştır. Bu anlamda maun suresine bakalım. Maun suresi ilk inen Mekki bir suredir. Yüce Allah, insanın insanla olan ilişkileri sakat olanların ibadetini değil, dinini kabul etmiyor. Hatta bu halde kılınan namazı da yuhalayarak, “Dini yalanlayanı görmedin mi?” der. Böylece, insanın insanla olan ilişkilerinin başında, Kur’an ve sünnette ittifakla aile ve onun huzuru gelir.