Kaç kez nefes aldığınızı saydınız mı bugün? Ya da kalbinizin, siz hiç emir vermeden, göğüs kafesinizin altında kaçıncı kez aynı sadakatle çarptığını? Muhtemelen hayır. Bizler, kusursuz işleyen bir nizamın içinde, alabildiğine derin bir nisyan (unutkanlık) uykusundayız. Her şey o kadar yolundaki, her şeyi kendimizden biliyoruz.
Ama durup bir bakmak gerekiyor. Aynadaki o yüze, parmak uçlarındaki o benzersiz çizgilere, her sabah perdeden sızan o ışığa sarsılarak bakmak gerekiyor.
Siz O'nu henüz tanımazken, O sizi biliyordu. Siz daha istemeyi bile beceremezken, O sizin için her şeyi hazırlamıştı.
Hayatın koşturmacasında unuttuğumuz, "zaten olması gereken" gözüyle baktığımız ne çok mucize var.
Gözleriniz: Dünyanın tüm renklerini, sevdiklerinizin yüzünü bir cam ekrandan izler gibi değil, ruhunuza dokunur gibi görmenizi sağlayan O’dur.
Kalbiniz: Siz derin bir uykudayken, yorgunluk nedir bilmeden sizin için çalışan, merhameti ve sevgiyi hisseden o et parçasını göğsünüze yerleştiren O’dur.
Toprak: Kupkuru, simsiyah çamurdan rengârenk, kokulu, tatlı meyveleri çıkarıp önünüze bir sofra gibi seren O’dur.
Sadece verdikleriyle mi? Bir de esirgedikleri var. O ki, her gün bilerek ya da bilmeyerek işlediğimiz bin bir hatayı, kusuru ve günahı insanların gözünden saklıyor. Eğer O’nun es-Settâr (ayıpları örten) ismi üzerimizde bir zırh olmasaydı, hangimiz insan içine çıkacak yüzü bulabilirdik? Bizi bize rağmen koruyan, bize rağmen rızıklandıran ve bize rağmen seven bir Merhamet'in gölgesindeyiz.
Şimdi sormak lazım kendimize: Ne ara bu kadar nankörleştik? Bir kulun ufak bir iyiliği karşısında ezilip büzülürken, bizi her an yoktan var eden, her nefeste hayata bağlayan Yaratıcı'ya karşı ne ara bu kadar perdesizleştik?
Hayatımızdaki ufak bir pürüzde feryat figan ederken, her saniye yolunda giden milyarlarca hücrenin, dönen dünya gezegeninin, bizi kavurmayan güneşin şükrü neden hiç aklımıza gelmiyor? Biz ne ara O’nun ikramlarını "kendi başarımız", O’nun lütuflarını "hayatın sıradan bir kuralı" zannettik?
O ki; her sabah size yeni bir gün, yeni bir şans, yeni bir tövbe kapısı aralıyor. "Geri dön" diyor, "Ben buradayım, seni bekliyorum." Biz ise sırtımızı döndüğümüz o dünyalık heveslerin peşinde, bizi var eden Asıl Sevgili'yi ihmal ediyoruz.
“Hani Rabbiniz size: «Şâyet şükrederseniz size olan nimetlerimi artırır da artırırım. Yok eğer nankörlük ederseniz, şunu bilin ki benim azabım çok şiddetlidir.’’ (İbrahim Suresi: 7)
Gözlerinizi kapatın ve sadece dinleyin. Göğsünüzün inip kalkışını hissedin. Ve o derin nefesi verirken kalbinizle fısıldayın:
O ki, beni her şeye rağmen bırakmadı. Peki, ben, O'nun için ne yaptım?"