Bir tarafta aileye dair hassasiyetinden şüphe etmek istemediğimiz Başkan Erdoğan ve diğer tarafta, Cumhuriyet tarihinin ailemizi tahribe yönelik kanunlarının ezici çoğunluğunu çıkarıp kutsal bir görev aşkı ile hayata geçiren AK Parti ve hükümetleri…

Çıkarılan kanunlardan bazılarını tarih ve içerikleriyle birlikte verelim:

İstanbul Sözleşmesi'nin Türkiye'de yürürlüğe girmesini sağlayan temel iç hukuk düzenlemesi olan, "Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadele” adı ile 6251 sayılı kanun 2011 yılında çıkarıldı. 2012 yılında da 6284 sayılı "Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun". Yoğun tepkiler üzerine 20 Mart 2021’de Cumhurbaşkanı kararıyla Türkiye'yi İstanbul Sözleşmesi’nden çekti, ama 6251 sayılı kanun gibi, Özlem Zengin ve başka AK Partililerin “kırmızıçizgimiz” dedikleri 6284 sayılı kanun da yürürlüktedir.

Aileye indirilen diğer bir darbe de zinanın suç olmaktan çıkarılıp zina etme yaşının 13’e kadar düşürülmesi ve en erken evlilik yaşının da 18 yapılması…

Nitekim bu kanunların semerelerini vermeleri uzun sürmedi. Örneğin, 2014’te “Müslüman Eşcinseller Derneği” bile kuruldu. Ki bu isim başlı başına bir hakaret ve nefret suçu içeriyor olduğu halde, hala faaldir, hem de bütün Müslümanların adını kullanarak… Sadece bu dernek bile başta bu zemini oluşturan AK Parti ve Hükümetleri olmak üzere bütün Müslümanlar için utançtan yerin dibine girecek kadar yeterli değil mi? Çünkü adımızın, inancımızın haram gördüğü ve sapıklık olarak tanımladığı bir fiil ile özdeşleştirilmesine ve o fiil ile anılmasına engel dahi olmuyoruz, olamıyoruz.

Peki, ya gerek meşrulaştırılması ve gerekse bu fiili işleme yaşının 13'lere kadar aşağılara çekilmesi ve evlenme yaşının en erken 18 olması nedeniyle yaygınlaşan zina için ne demeli? Ya “kadının beyanı esastır” sözüne ne demeli ve hak ve adaletle örtüşmeyen bu söz nedeniyle yıkılan yuvaları ve işlenen cinayetleri nereye koymalı?

Ve medya!

Diğer medyayı geçtik. AK Parti iktidarının basın – yayın organları içinde bile “muzır” olmayan, diğer bir ifade ile aile dostu olan kaç tane dergi, gazete ve TV vardır?

İşte bu manzaraya ve bu çıplak hakikate şahit olanların aklına gelen ilk soru da doğal olarak şudur: Erdoğan, aile konusunda partisi ve hükümeti ile ters mi düşüyor, yoksa kamuoyunun haklı tepkilerini etkisiz hale getirmek için mi çıkardığı bu kanunları zaman zaman mahkûm eden bir dil kullanıyor?

Ve geliyoruz Erdoğan’ın geçen yıl ilan ettiği “Aile Yılı” ve geçenlerde ilan ettiği “10 Yıllık Stratejik Aile Eylem Planı” gibi iki güzide icraatına…

Başkan Erdoğan da pekâlâ bilir ki, konu eğer aile ise, yukarıda saydığımız kötü fiilleri işleyenlerin bile çoğu tercihini aileden yana yapar. Dolayısıyla ailenin korunması, haddizatında 86 milyon vatandaşın da talebidir.

Fakat buradaki soru ve sorun, Erdoğan’ın bu kutsal işi kimlerle birlikte hayata geçirme mücadelesi vereceğidir. Bundan sonraki sözlerimizi kötüler duymasın diye Başkan Erdoğan'ın kulağına dostça ve kardeşçe fısıldayalım:

Aileyi hak ettiği yere mi taşımak istiyorsunuz? Bu hedefinizi, yıllarca İstanbul Sözleşmesi ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliği bayraktarlığı yapan AK Parti'nin Kadın Kollarıyla, KADEM gibi STK’larla ve eşcinsellik, zina vb. fiilleri meşru gören şahsiyetlerle değil, bu fiilleri meşru görmeyenlerle gerçekleştirebilirsiniz.

Sonuç: En büyük sorumluluk yöneticilerde olsa bile, hepimiz sorumluyuz. Eleştirilerimiz de bu sorumluluğumuzun bir parçasıdır. Öyleyse seçtiklerimizi denetlemeyi ihmal etmeyelim ve yanlışlarına göz yummayalım.