Duyduk duymadık demeyin, geliyorlar!

32 Başkomutan, yani her birinin emrinde binlerce, Bakanlar, on binlerce general ve her biri ülkesinin başı…

Hazır mısın Türkiye?

Hazır mısın Ankara?

Hazır mı kurbanlarınız?

Bilediniz mi bıçaklarınızı?

Tanrılar gazaba gelmesin ve kurbanlarınız zayi olmasın diye en semiz hayvanları seçtiğinizden emin misiniz?

Çünkü 7-8 Temmuz günlerinde Ankara’yı bu kurbanların kanıyla kızıla bürüyeceksiniz!

Ki uçaklar inişe geçtiklerinde, liderlerin görecekleri ilk şey kan olmalı! Yani Ankara’yı kana bandırılmış görecekler.

Spikerlerin mikrofonları kanlı ve kuracakları her cümlede kan olmalıdır.

Günlerdir, NATO’nun dünya barışı için, insanlık için ve Türkiye’miz için ne kadar büyük bir nimet olduğunu söyleyen siyasiler, çubuklu uzmanlar ve bilumum NATO havarileri kana buladıkları elbiseleriyle arz-ı endam etmelidirler!

Vatandaşlar, kanlı elbiselerini giymeyi ihmal etmesinler. Ve dahi anneler, çocuklarına kanlı elbiseler giydirmeyi ihmal etmesinler.

Ki ellerinde milyonlarca masum insanın kanıyla inen ve ellerinde yeni kanlı olayların dosyaları olan liderlerin insicamları bozulmasın. Ki liderlerin kan görme ve kan dökme melekelerinde bir fetret dönemi yaşanmasın. Ki böylece liderlerin kan dökme iştihaları kanlı ve canlı kalsın…

Kan, kan, kan…

Şöyle bir kendimi dinliyorum da… Dünyanın en kanlı katillerini anınca, insanın kanı da onlara öfkeden kaynıyor.

Ama görünen o ki, bu zirve, Türkiye’yi ikiye bölmüş oluyor. NATO Havarileri ve NATO karşıtları…

Havari diyorum, çünkü NATO’yu bir barış ordusu ve dahi bir güvenlik şemsiyesi olarak görenleri bu kelime bile tanımlamaya yetmez. Bu güruhun NATO’yu Nuh’un Gemisi gibi gördüğünü söylemek abartı değildir. Onlara göre, NATO şemsiyesinin altına girenler kurtulur, girmeyenler de helak olur. Dolayısıyla bugün de biricik kurtuluşun NATO’nun güvenlik şemsiyesinin altına girmek olduğunu, aksi halde NATO’nun gazabından kurtulmanın mümkün olmadığını söylüyorlar. Biraz üzerlerine gittiniz mi, kendilerinden şunları duyuyorsunuz:

İşte dün Irak, Afganistan, Srebrenica, Somali ve Libya.

Ve işte bugün Gazze, Lübnan ve İran!

Elhak doğrudur.

İçimizi yakanı, bunların çoğunun şimdiki makamlarına, “Selahaddin’lerin, Alparslan’ların ve Fatihlerin torunları ve Kudüs’ün müstakbel askerleri oldukları” nutuklarıyla, nutuktan da öte vaatleriyle gelmiş olmalarıdır.

Bazı yerlere hep birlikte çullandılar, bazı yerlerde de ihtiyaç olmadığı için birkaç ülke birlikte. Mesela Gazze Soykırımında suç ortağı olmayı reddeden tek bir ülke var, İspanya. NATO’nun en akıllı üyesi Türkiye olsa gerek ki, İspanya gibi yapmak yerine, Ceyhan’dan israil’e petrol ve camilerden de Gazzelilere dua göndermek suretiyle hem Netanyahu’ların ve Trump’ların dolarlarını ve takdirlerini kazanıyor, hem de Allah’ın cennetini…

NATO karşıtlarına gelince…

Başları dik… Duruşları vakur ve NATO’ya dair sözleri imanları kadar açık ve net... Yani La ilahe illallah dedikleri netlikte La NATO diyorlar. Sadece NATO Zirvesine değil, Türkiye’nin çeşitli yerlerindeki NATO üslerine de LA diyorlar. Ve görünen o ki, bu meşru haklarını meydanlarda da meşru çerçevede kullanacaklardır. Temennimiz, güvenlik güçlerinin, NATO’nun dolduruşuna gelmemeleri ve Türkiye’yi kendisine vurulan prangalardan kurtaracak adımlara ve seslere engel olmamalarıdır.

Sözlerimize son vermeden önce, NATO liderleri Ankara’da da 7-8 Temmuz günlerinde doyamadıkları kan içinde yüzebilsinler diye bir daha soralım:

Türk Milleti! Bugün bir yol ayrımındasın.

Liderlere kurbanlar mı keseceksiniz, yoksa döktükleri milyonlarca masum insanın –ki bunların hemen hemen hepsi de Müslümanlardır- kanının hesabını mı soracaksınız?