Ne zaman birileri hukuk dışı uygulamalardan, bunun boyutlarından söz etse hemen muhatap konumunda olanlar 'devlet sırrı' konusunu ortaya atarlar. Bununla kendilerini korumaya alanlar her türlü kirli işe bulaşmış 'devlet' görevlileridir genellikle.
Tabii 'devlet sırrı' dendiğinde de akan sular durur, hukuk mekanizması tıkanır, medya geri çekilir.
Son birkaç yıla kadar bu böyleydi. Şimdilerde de bu argümanın arkasına sığınanlar var; ama eskisi gibi değil. Bazı şeyler daha kolay sorgulanabiliyor, bir dönemin karanlık odalarından en azından söz edilebiliyor.
Yeni yılla birlikte 'devlet sırrı' kavramı için de yasal bir düzenleme yapılacakmış. Söylenenlere göre 'devlet sırrı'nın tanımı daraltılacak ve tam olarak neleri kapsadığı şeffaf bir şekilde belirtilecek. Bunun tam olarak böyle olacağını sanmıyoruz; ama başlangıç olarak iyi olabilir. Tabii kanunları her tarafa çekilebilir bir elastikiyette yaparsanız, hakim ve savcılara, kararlarına ideolojik kimliklerini katma imkanı tanırsanız, düzenlemeler bir anlam ifade etmez.
Düzenlemeyi bir tarafa bırakıp 'devlet sırrı' nın neleri gizlediğine bakalım.
Hatırlarsanız 'Susurluk soruşturmasında' bir yerlere varmak isteyenler hep 'devlet sırrı' meselesine takılmışlardı.
Mehmet Ağar, bir dönemin hukuksuzlukları ile ilgili sorulara hep bu cevabı vermişti. Askerler, Mit`çiler, Emniyetçiler hep bunu söylemişlerdi.
Hepsi devletin sahibiydi ve gerekirse 'rutinin dışına çıkarak' devletin menfaatini korumuşlardı.
Mesut Yılmaz`ın, Tansu Çiller döneminde Yunanistan`da ormanların misilleme amacıyla yakıldığı yönünde sözler söylediği yer aldı basında. İddiaya göre Çiller, misilleme amacıyla Yunanistan`daki ormanların yakılması için örtülü ödenekten para ayırmıştı.
Mesut Yılmaz, yanlış anlaşıldığını iddia etti; ama artık cin şişeden çıkmıştı.
Yunanistan, Türkiye`yi protesto etti ve nota verdi. Hatta bazılarına göre Türkiye`den 'orman parası' istemişti.
Ekonomik sıkıntılarını göz önünde bulundurduğumuzda bunu çok da garipsemiyoruz. Bunlar neyse de, 'Çiller', 'Örtülü ödenek' ve 'devlet sırrı' kavramları birbirlerine çok da uzak şeyler değil.
Demirel`in cumhurbaşkanı, Çillerin başbakan, Ağar`ın Emniyet genel müdürü ve İçişleri bakanı olduğu bir dönemde her şey olabilir. Parsadan olayını hatırlarsınız.
Selçuk Parsadan adındaki profesyonel dolandırıcı birçok kişiyi dolandırmıştı.
Kasım 1995`te emekli Orgeneral Necdet Öztorun`un sesini taklit eden Parsadan, Tansu Çiller`i telefonla arayarak, 'Kemalistler Derneği' için 5 buçuk milyar lira ister. Para ertesi gün 'Başbakanlık Örtülü Ödeneği`nden' Parsadan`ın hesabına yatırılır.
Parsadan`ın Çiller`e 'Kızım!' diye hitap ettiği, Çiller`in de 'Paşam!' diye karşılık verdiği söylenir.
Olay ortaya çıkınca Parsadan yakalanır ve Afyon cezaevinde iken Sabancı suikastı sanığı Mustafa Duyar`ı vurmaya gelen Karagümrük çetesinin elemanları tarafından vurulur. Karagümrük çetesinin liderleri Ergin kardeşler, Uşak cezaevi isyanında televizyon kameraları önünde 'Bizi Veli Küçük abiye sorun!' demişlerdi.
Tansu Çiller, Selçuk Parsadan, Karagümrük çetesi, Mustafa Duyar ve Veli Küçük isimlerini yan yana getirin.
İşte bu her yönüyle karanlık ilişkiden gerçekten de 'Devlet sırrı' çıkar.
Karanlık ilişkileri olduğu yerde bırakıp yeniden orman yangınları ve devlet sırrı ilişkisine gelmek istiyorum.
Orman yangınları sadece Yunanistan`da olmuyordu.
Kürt bölgelerinde 'terörist gizleniyor' gerekçesi ile ne kadar orman alanının yakıldığı da sanırım 'devlet sırrı' kapsamında olduğu için kamuoyuna açıklanmayacak.
Yakılan ormanlık bölgelerin ne kadarının Pkk`nin kundaklamalarına misilleme amacıyla yapıldığı da açıklanmayacak.
Dedik ya yeni bir düzenleme yapılıyormuş.
Umarım bu yeni düzenlemede bu konular da 'devlet sırrı' kapsamından çıkarılır da ormanları yakan vandalist eğilimli psikopatların kimlikleri deşifre edilir.