Evvela Gazze'miz..
Siyon soykırımına, en acı ihanetlere rağmen bu şehir halen capcanlı. Adanmış, kavramış, kurtulmuş bir şehir… İnsanlığın ruhu adeta..
Enkazlar, feryatlar ve toprağa düşen canlar arasında, onu terk eden dünyaya, hatta sevmemişine bile irade ve can yükleyen, aşk ve cesaret veren kadim şehir... Direnişin ve onurun şehri..
Nasıl ki Mescid-i Aksa göklere açılan pencere, Gazze adeta cennetlere açılan kapı misal.
Başka!
The Guardian’ın ele geçirdiği gizli ihale kayıtları, Gazze’nin geleceğine dair çarpıcı bir projeyi ortaya çıkardı. Sızan bilgilere göre Tiran Trump yönetimi, Gazze’de 5.000 kişilik dev bir askeri üs (sömürge üssü) kurmayı planlıyor.
Şu batık batının ülkeleri ile paraperest Avrupa ülkeleri ve doğunun kaburgasızları sayesinde yıllardır işlenen soykırım vahşetiyle elde edilemeyen kazanımlar hedefte. Siyonist uşağı müteahhitlerle daha aşağılık bir işgali başlatacaklar “Barış Konseyi” dedikleri zorba birliktelikler ile.
Dikkat edin HAMAS hala yaşıyor, Ramazan orucunu tutuyor hatta gülücükler eşliğinde iftarlarda ve meydanlarda dimdik ayakta... İftiharla iftar ediyorlar cihad ettikleri gibi, şehid oldukları gibi... İşgal rejimini marjinalleştirdiği gibi yok oluşunu da hızlandırmış durumda.
Bakın "israil Öfkesinin Peygamberi" olarak adlandırılan Siyonist terörist Emekli Tümgeneral Yitzhak Brik bakın ne diyor:
“israil halkının tarihi mücadelelerle(soykırım ve katliamlarla) doludur, ancak HAMAS'ın elinde israil Devleti'nin yaşadığı kadar yıkıcı ve korkunç bir kayıp hatırlamıyorum. İki kez yenildik… israil toplumu parçalanıyor, kanıyor ve sistemlerine olan inancını kaybediyor… İki yılın sonunda dürüstçe söyleyebiliriz ki: Çok şey kaybettik ve hiçbir şey kazanmadık.” Kısaca mutlak zafer dedikleri yanılsamaydı ve mutlak yok oluş gerçeğine dönüşmekte, demiş.
Ne diyelim inşallah en yakın zamanda yok olup gidersiniz de insanlık tekrardan var oluverir.
Ülkemde:
Türkiye’ye F-16'lar üzerinden işgal rejiminin verdiği gözdağı sonrasında, Balıkesir'de 9. Ana Jet Üssü Komutanlığı filosuna ait F-16 uçağımızın düşmesi aklı olan herkesi ziyadesiyle düşündürmekte. Artık kendimize gelmeli ve yetmeliyiz. Neymiş; düşmandan edinilen hiçbir silah, tek bir teknolojik mühimmat bile asla ve asla caydırıcı olamazmış. Düşmanın silahıyla düşmana karşı kendinizi savunacağınızı sanıyorsanız size yuh olsun.
Çocuklarımızı manen besleyen/zehirleyen ekranların ardındaki isimler üzerinden dönen tartışmalar, kültürel kuşatmanın boyutlarını yeniden gündeme taşıdı. Kan içici vahşilerin kontrolünde olan her alan kurutulmuştur demek. Kudurmuşlar kudurtur ve kurutur.
Dikkat edelim. Çocuk videoları, çocuk TV’leri, çizgi filmler arkasında bulunan Siyonist şahıs ve yapılar özellikle Ülkemiz için ne derece ürkütücü bir tablonun oluşturulduğunun kanıtı olmuş durumda. Siyonist vahşet adeta ahtapot misal yüzlerce alanda zehir saçmaya devam ediyor.
Bir de umut veren bir iki gelişme de var ki gerçekten güzel.
Evvela okullarımızda işlenen Ramazan ruhu… Maarifin kalbi gibi capcanlı. Peki ya Celal Karatüre’nin “Kâbe’de hacılar huu der Allah” eserini seslendirmesi yok mu? Sadece ülke gündemine değil adeta dünya gündemine çiçek gibi düşüverdi.
Bu eserin her bir kelimesi seslendirildikçe kuduran cenahın vıcıklaması, cıvıklaması ise görmeye değer. Hatta ilkin inanamamıştım ancak doğru olduğunu anlayınca şok olduğum şu susuz, alt yapısız şehrin içinde miting bile düzenlenmiş. Evet evet şu eserin çocuklarımız ve gençlerimiz arasında popüler oluşunu protesto etmek için bir araya gelen birileri bile varmış… İlginç mi? Evet gerçekten çok ilginç.
Başka ülkede yaşayamam diyenlerin o tespiti aklıma geldi.
Ne diyelim: Rabbim tez zamanda akıl fikir bahşeyleye.