Ramazan ayının rahmet iklimi içindeyiz. Günler hızlı geçiyor; bir haftayı geride bıraktık bile. Bu yüzden rahmetin sağanak sağanak yağdığı bugünlerin değerini bilmek gerekiyor. Seher vaktine uyanmak, sabah namazını eda etmek, gün içinde cemaatle namaza koşmak, mukabele halkalarına katılmak, iftarda birkaç gönlü sevindirmek ve teravih saflarında yer almak… Ramazan, hayatın akışını yavaşlatıp kalbi Allah’a yönelten büyük bir fırsat olarak önümüzde duruyor.
Bu ay sadece bireysel bir ibadet zamanı değildir; aynı zamanda aileyi ve nesli inşa eden bir mekteptir. Oruç tutarken akıl baliğ olan çocukları hikmetli bir üslupla teşvik etmek önem taşır. Onlara orucun sadece aç kalmak olmadığını; sabrı, merhameti ve iradeyi öğreten bir ibadet olduğunu anlatmak gerekir. Sahura kaldırırken şefkatli bir dil kullanmak, camiye giderken yanımıza almak, teravihin ve mukabelenin manevi atmosferini birlikte yaşamak çocukların hafızasında silinmeyecek izler bırakır. Sahur ve iftar sofralarında herkesin sevdiği bir yiyeceğin bulunması bile aile bağlarını güçlendiren küçük ama anlamlı bir davranıştır.
Evler de Ramazan’da ayrı bir canlılık kazanır. Camilerde kurulan mukabele halkalarının yanında evlerde de Kur’an okunur, odalar ilahi kelamın sesiyle huzur bulur. Sadece okumakla yetinmeyip kısa da olsa anlamını düşünmek, ayetlerin hayata bakan yönünü kavramaya çalışmak Ramazan’ın ruhunu derinleştirir.
Ramazan ayında çevremizdeki insanları da unutmamak gerekir. Oruç tutanlara hürmet göstermek, bir tartışma anında “Ben oruçluyum” diyerek sözü büyütmemek bu ayın edebindendir. Oruç tutmayanlara ise kırıcı ve yargılayıcı bir dille değil, nezaket ve hikmetle yaklaşmak; orucun hikmetini ve güzelliğini hatırlatmak daha doğru olur. Özellikle hanımların özel hâlleri sebebiyle tutamadıkları günlerde mümkün oldukça toplum içinde yiyip içmemeye özen göstermeleri, yanlış anlaşılmaların önüne geçer ve ibadete karşı saygı atmosferini korur. Zira insanlar çoğu zaman durumu bilemeyebilir. Ramazan, birbirini incitme değil, birbirinin hassasiyetine riayet etme ayıdır. Bu ayda asıl olan; kimseyi rencide etmeden, gönül kırmadan, ibadetin saygınlığını ve toplumdaki manevi iklimi birlikte muhafaza edebilmektir.
Bu ay aynı zamanda paylaşma zamanıdır. Fitre ve fidyeler erken verilerek ihtiyaç sahiplerinin sahur ve iftar sofralarına katkı sağlanabilir. Belirlenen miktara riayet etmek, imkân ölçüsünde daha fazlasını vermek birçok gönülde bayram sevinci yaşatır. Öncelik yakın çevredeki ihtiyaç sahipleri olmakla birlikte Gazze ve Filistin başta olmak üzere darlık ve sıkıntı yaşayan kardeşleri de hatırdan çıkarmamak gerekir. Çünkü Ramazan, açlığı sadece hissettiren değil; aç olanı doyurmaya yönelten bir ibadettir.
Ramazan, ömrün içindeki kısa ama bereketi büyük bir misafirdir. Bu günleri ihya edenler, aslında kendi kalplerini diriltir.
Rabbimiz, Ramazan’ın sonuna bağışlanmış olarak ulaşan kullarından eylesin. Amin.