Afganistan, Irak, Gazze ve Venezuela…

Demokrasi, özgürlük, hak ve hukuk…

Bu kelimeler, içinde ABD emperyalizminin yer aldığı masalların aldatıcı birer döşemesidir.

Bu kelimeler, ABD gerçekliğinin işgal, talan, yıkım ve iğfal olduğunun ifadesidir.

ABD, bu süslü ve aldatıcı kelimelerle yalnızca ülkeleri işgal etmiyor, insanlığın ahlaki omurgasına da onulmaz darbeler vuruyor.

Bu kelimelerle ABD, insanların gözünün içine baka baka Washington merkezli bir yalan makinesi üretmiştir.

Gelinen noktada işgal edilen devletler, bombalarla yıkılan şehirler kanıksanır oldu. Asıl kanıksanmayacak ve açık bir tehlikeye yol veren “bu yalanlara alkış tutan, zulmü meşru müdahale diye pazarlayan kiralık, yalaka ve zelil zihinlerdir.

ABD emperyalizmi, “Büyük şeytan, kuduz köpek, kahrolası vampir ve aşağılık zihniyet” gibi birçok zillet vasfını fazlasıyla hak etmektedir. Dünyaya bela, insanlığa düşman ABD sadece Vietnam, Küba, Afganistan, Irak, Gazze ve Venezuela’ya dadanan kuduz ve uyuz bir işgalci değildir. O, aynı zamanda insanlığın ortak vicdanına kast eden fasid bir İblis’tir. İşgalden ifsada evrilen bu şeytanlık kimyasal, bomba, silah ve tanktan daha tehlikelidir; çünkü ölen/öldürülen bedenlerin yerini yeni nesiller, yıkılan şehirlerin yerini yeni imarlar doldurur. İğfal edilen zihinleri, aldatılan beyinleri ve fesada uğratılan gönülleri toparlamak ve düzeltmek imkansıza yakın bir zorluktur.

Terör çetesi israil, ABD için çizilen bu çerçeve ve resimden bağımsız değildir. Aksine terör çetesi ABD ve İngiliz sömürgeciliğinin tarihsel sürekliliği içinde şımarık bir yayılma basamağıdır. Bugün Filistin merkezli küresel zulüm kendisini sürekli kılan algı mekanizmalarıyla varabileceği son raddeye ulaşmıştır.

Övücü cümleler, Nobel ödülleri, medya kampanyaları ve arlanmaz üstünlük iddiaları insanlık ve hakikat arasına örülen birer sis perdesi olmuştur. Afganistan, Irak dün bu sis perdesinin ardında boğuluyordu, bugün ise Gazze ve Venezuela benzer senaryonun farklı bir sahnesi olmuştur.

Maduro, ABD’nin iddialarının aksine “Filistin’e verdiği destek, ülkesindeki petrol rezervleri; eşcinsel evlilikleri, pornografi, kürtaj ve tefeciliği yasaklaması, israil mallarını boykot etmesi” sebebiyle hedef tahtasına oturtuldu ve bir suçlu gibi yaka paça makamından edildi.

Büyük şeytan ABD ve şirret çocuğu israil; değişen coğrafyalar, farklılaşan hedeflere rağmen hep aynı noktada duruyor. Kibirli, azgın, şımarık, saldırgan ve hazımsız bir portrenin iğrendiren zelil ikilisi olarak dadanmak istediği ülkeyi ya “diktatörlük” ya “istikrarsızlık” ya “insan hakları ihlalleri” ya “terörizm”le damgalıyor; ardından ambargolar, darbeler ve vekâlet savaşları bu dadanmayı, işgali meşrulaştırıyor.

Asıl üzücü olan ve yaşananları bir trajedi kılan bu apaçık hakikate rağmen olan bitene inanmayan ya da inanmak istemeyen yığınlardır. Bu yığınlar, bilmedikleri veya anlamadıkları için değil konforlu yalanlara olan bağımlılıklarından bu aldatmanın gönüllü birer kölesi ve sürekli bir şakşakçısı olmuşlardır.

Gazze’nin yanında olmak, Maduro’yu savunmak bir halkı yüceltmek veya bir lideri idealize etmekten ibaret değildir. Mesele; zulüm, emperyalizm, katliam ve zillete karşı onurlu davranan, izzetle direnen ve karşı çıkış iradesi gösteren bir halk ve bir liderin yanında, safında insan onuruyla durabilmektir.

Gelinen noktada hala “vicdan sahibiyim” ve “insanım” diyen herkes için hakikaten uyanmak ya da lime lime yok oluşa seyirci kalmaktan başka yol kalmamıştır. Zira tarafsızlık, sadece zalimin elini güçlendiren bir kaçış olduğu gibi sırası gelen her aldanan gibi bertaraf olmaktır.