19 Mayıs 2026 (Dün), Whatsapp durumlarına bakarken hiç ummadığım kişilerin Kemalizm’e adanmış ve resmi tatil (bayram) ilan edilen günü zevkle ve mutlulukla paylaştığını gördüm. Ve maalesef görebildiğim kadarıyla içinde gazetemizin de yer aldığı 5-6 gazete dışında tüm gazeteler de bu ritüeli ve günü manşetlerine büyük puntolarla taşımışlar.

Hele hele yerel ve ulusal bazda bazı devlet büyükleri, kurum amirleri, ilgili ve yetkili kişilerin Atatürkçülere şirin gözükmek için sahte Atatürkçülük üzerinden gülücükler dağıtması… 24 yıllık bir iktidarın geride bıraktığı bu tortu Kemalist cephe için altın tasta sunulan bir ödüldür. Kemalistlerin bıyık altından kıs kıs güldüklerini görür ve “Biz iktidarda olmadığımız halde dindar nesil arzuluları dini-dar bir noktada kendi istediğimiz noktaya getirdik ya! Daha ne isteriz?” dediklerini duyar gibiyim.

19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı adı altında alanlarda ve stadyumlarda arz-ı endam eden baldırı çıplak kızlar ve zorla götürülen İHL’li öğrenciler, bizim çocuklarımız… Kemalistler ve onlara şirin gözükmek isteyen din(i)darlar bu fırsatı hiç kaçırır mı?

Vatan ve milleti kurtaran toplu bir halk…

Kadını erkeği, yaşlısı genci, alimi talebesiyle bu coğrafyanın tüm dil, kimlik ve inanç paydaşları…

Sonrası devlet düşmanı sayılan, köyleri yakılan ve değerlileri asılan, sürgüne gönderilen ve zindanlara atılan yine bu halk…

Ama vatanın kurtuluşunda bütün şeref, şan, üstün meziyet, övgü ve kutlamalar bir kişiye verildi.

Ve bu 105 yıldır hiç değişmeden aynen devam ediyor…

Bir toplumun kazandığı zafer, başarı ve güzel neticeler aslında o halk, millet ve ordusunundur. İlla ki komutana nispet edilecek bir şeyler varsa başarısızlık ve olumsuzluk olmalıdır. Ders çıkarılması gereken ve telafi edilmesi gereken yanlışlar baş’a aittir. Bizde ise her şey tersine dönmüş, döndürülmüş. Baş ilan edilene “kutsallık, ölümsüzlük, yenilgisizlik ve dokunulmazlık” verilmiş. Koruma kılıfı/yasası altında eleştiren yanmış, dokunan perişan olmuş, resmî törenlere katılmayan hain ilan edilmiş, saygı duruşunda bulunmayan aforoz edilmiş.

Aslında bu durum, bir yönden bütün bir halka, onun değerlerine ve inanç kapsamına karşı büyük bir tezyif ve zulümdür. Milyonların zafer, başarı, kazanç, şeref ve sevabı bire indirgenmiş. Yapılan bir hata veya başarısızlık koca bir orduya verilmiş; halka düşen ise “Ey Ulu…. Yürüdüğün yolda, gösterdiğin amaçta…” dipçik, eziyet, inkâr ve ötekileştirme olarak dönmüş…

Ama bazı din(i)darlarım, oradaki bir iki olumlu gösteri, okunan Asım’ın Nesli şiirinden hareketle rakıdaki bir damla sütten helallik ve meşruluk çıkarma aymazlığında…

Önce ATA’ya saygı… Sonra Müslümanlık gösterisi…

Kemalist ritüellere adanmış bir ortam…

Orada Kur’an da okunsa değişen ne olacaktı?

Mekkeli müşriklerin putları aracı kılma pozisyonu ile bu törenlerin ne farkı var?

24 yıldır iyilikler kerhen, güzellikler günübirlik…

Böyle bir ortamda dindar değil; ancak dini-dar bir nesil yetişir.

Harama tamahkar, haksızlığa meyilli, torpile teşne ve rüşvete gönüllü idareciler mi?

Onlar, başımızda ahlak ve din vurgusu yapmakla meşgul…

Resulullah niçin Mekke’yi terk etti, Medine’ye gitti?

Ve ne zaman MEKKE’ye döndü?

Bunları iyi anlamamız lazımdır.

Vatan sevgisi, Kemalist ritüeller ve ulusalcı söylemlerden beslenecek ve tek kişiye adanmış bayramlardan alınacaksa vay halimize.

Vatan sevgisi; iman, adalet ve güvenle ilintilidir.

Doğru ve sahih bir tutum bizi yanlış, batıl ve İslami olmayan eklentilerden korur.

Hiç kimse mecbur’um kılıfına sarılıp ikiyüzlülük yapmamalıdır.

Rıza ve razılık yüce allah’a hastır.

Diğer rıza ve razılıklar bu rıza ve razılığa götürmelidir.

İşin içine aracı rıza ve razılıklar girmemelidir.