İslam Medeniyeti tarihte istilalara uğradı. Bu barbar istilalar sırasında çoluk-çocuk, yaşlı-kadın ayırt edilmeden vahşi katliamlardan geçirildi, büyük acılar yaşadı.
Tatar İstilası başladığında İslam Coğrafyası siyasi, bölgesel hegemonik rekabetlerle paramparçaydı. İşte bu parçalanmışlıktan gelen güçsüzlük ve bu güçsüzlüğün düşmanda doğurduğu talan ve sömürme iştahını, aslında istilanın en önemli sebebi saymak mümkündür. Bugün gibi. Sanki ard arda hep aynı “dejavuyu” yaşıyoruz veya yinelenen tarihi bir “tekerrür” içinde sürekli yuvarlanıyoruz.
Moğol istilasında İslam coğrafyasının iki büyük gücü (Harzemşahlar ile Abbasiler) arasında ortak düşmana karşı birliktelik kurulamadı. Harzemşahlar güç zehirlenmesi yaşıyor, diğer Müslümanların desteğini küçümsüyordu. Bağdat'taki Abbasi Halifesi ise Moğol istilasından endişelenmekten daha çok, Harzemşahların gücünün kendi hakimiyet alanını gölgede bırakacağı endişesini taşıyordu. Bu hegemonik rekabet şekli, bugün size de biraz tanıdık gelmiyor mu!?
Ama ötesi var. Tarihteki kimi devletlerimiz, İstila sırasında sadece yerlerine oturup beklemediler. Kimi Müslüman devletlerin istilacılara direk veya dolaylı destekler verdiğini bile okuyabiliyoruz. Evet biliyorum inanılası gelmiyor. Ama bazen sizde de bir dejavu hissi oluşmuyor mu?!
Tarihte beklenen olmuş, Moğollar Harzemşahlarla işlerini bitirdikten hemen sonra, 1258'de (kardeş devleti vahşi istilaya uğradığı esnada kardeşine destek vereceği yerde istila sırasını bekleyen) Bağdat'ı da istila etmiş, halkı korkunç katliamlardan geçirmiş, tüm memleketlerini harap etmişti. Tanıdık geliyor mu?
Hayat kısa, bugün o liderlerin hepsi ölü. Ama isimleri tarihte menfaatperest korkaklar olarak hep kalacak.
O dönemin Atabeylikleri, emirlikleri, sultanları arasındaki mücadeleleri, vahşi bir istila altında oldukları halde kendi aralarında devam ettirdikleri rekabetleri okuduğumda anlamıyordum. Tüm İslam coğrafyasının izzeti bu derece ayaklar altına alınıyor ve hemen yanıbaşlarında Müslüman kardeşleri vahşi katliamlardan geçiriliyorken “Müslümanım!” diyen diğer devlet liderleri nasıl olurda Müslümana destek vermiyorlardı. Nasıl kardeşi öldürülürken onlar oturur veya Müslümanların katilleriyle müttefiklik ilişkisi kurabilir hatta Vahşi İstilacılarla beraber Müslüman kardeşine vurabiliyorlardı!!! “Mümkün değildi! Olamazdı!” Ama oluyormuş! Hayat kısa, o yöneticilerin hepsi öldü ama isimleri hep kirli kalacak.
Moğol istilasında gördük ki; "Evet, Moğolların kılıcı (teknolojisi) güçlüymüş; fakat Müslümanların ihtilafları çok daha güçlüymüş”. Müslümanlar “düşmanlarının gücüne değil, aralarındaki ihtilafa fena halde yeniliyorlar.”
Vahşi Haçlı İstilası bugün çok daha tanıdık geliyor. İlk Vahşi Haçlı İstilaları sırasında Müslümanların Haçlılarla ittifaklar kurup ticari ilişkiler geliştirdiklerini de okuyorduk. Müslümanların kimi siyasetçileri olabildiğince kirliymiş. Öyle kirli, öyle kirliymiş ki; iki farklı İslam Beldesine emirlik yapan, anne-baba bir müslüman kardeşler bile birbirlerine karşı Haçlılarla ittifaklar kurabiliyorlarmış. Tanıdık geliyor mu?
Haçlılar, Müslüman devletçikleri sırayla katliamlardan geçirdiler. Zenginliklerini yağmaladılar. Ayırt etmeksizin hepsini zillet ve sefalet içinde bırakıp Kudüs ‘ü aldılar. Manzara tanıdık geliyor mu?
Kudüs bugün Siyonist İşgal altında. Herhalde müslümanlar tarihten ders çıkarmışlardır ve kendini sadece Siyonist İşgal'in korumasına adamış sözde süper güçleri Kudüs'ün işgali sürsün diye ülkelerinde barındırmayacak Müslüman kanı döken askeri üsler vermeyeceklerdir!. Tarih de bilerek tekerrür ettirilmez ki kardeşim!
Oyun aynı, aktörler aynı! Elbette sonuç yine tarihtekilerle benzer olacaktır. Buna rağmen neden? Sıranın bize geleceğini gördüğümüz halde neden bekliyoruz? Düşman bizi yalnız yakalasın ve tarih tekerrür etsin diye mi!
Bugünkü rekabetler, menfaatler, sultanlıklar, uşaklıklar, korkaklıklar, ihanetler… bugünün liderleriyle beraber elbette ölecektir. Ama tarih o liderlerin isimlerini de gelecek yeni nesillerin zihnine lanetle beraber işleyecektir! Gerçekten bu kısacık hayat buna değer mi?