ABD’li senatör, Siyonist Terör Şebekesine verilen koşulsuz desteğin, ABD için İncil’den gelen “dini bir sorumluluk” olduğunu söylüyor. Dikkatinizi verilen koşulsuz desteğin, dini referanslı olduğuna, üstelik Hristiyan’ın Yahudi’ye desteği olduğuna çekmek istiyorum! Çünkü hayatımızdan inancı sökme projesi içinde büyüdük ve hala “Ülkeyi İslam devleti yapamayacaksınız” diye salya sümük bağıranları izliyoruz.
Oysa Hıristiyanlar Yahudilere dini referanslı desteklerini her gün ilan ediyorlar. Hatta o dini referansa göre Yahudiler, Hıristiyanların aslında (haşa) Rabb olan Peygamberi Hz. İsa’nın katillerindendirler. Buna rağmen köşe bucaktaki benzerliklerini birlikteliklerinin ön plana çıkarıp koşulsuz destek veriyorlar.
Bunu niye hatırlattığım belli elbette. Birincisi inancımı referans alacağım. Batı kökenli seküler ajanların zihinlerini değil.
İkincisi size; “aramızda Hristiyanlar ve Yahudiler arasındaki inançsal farkların binde biri kadar bile inançsal fark yokken, birbirilerimize desteğimiz neden onların binde biri düzeyinde bile olamıyor?” diye soracağım. Bu utanç bize yetmez mi?!
Açık beyanlar, ayinler, kutsamalar kimilerinin kendilerini Haçlı seferinde gördüğünü açıkça gösteriyor. Hedeflerini de gizleme gereği bile duymuyorlar. ABD’nin İşgal topraklarındaki büyükelçisi, Orta Doğu’nun (Arz-ı Mevud: Nil’den Fırat'a kadar) Siyonist İşgal’in hakkı olduğunu, hepsini almalarını istediğini açıkça söyledi. Dinimizi bizden söküp almak isteyenlerin aksine referanslar yine diniydi!
Bu söylemi kullandığı esnada halkı Müslüman olan devletçiklerin üzerinde ABD’nin onlarca askeri üssü vardı. Şimdi “Kendi toprağı Siyonist işgale verilsin diye kendi toprağını ABD’ye açmış bir aptallığın boyutu nedir” diye sorma zamanı geldi. Bu düzeyde bir aptallık bize yetmez mi!
Müslümanlar kâfirlere neden destek veriyorlar? Bu arada “Kâfirler” kelimesini bilinçli bir seçim sonucunda kullanıyorum. Çünkü kâfirler bu kadar çok cüretkar davranırken, bizim Batı zihni hayranı laik sekülerlerimizin korkusundan İslâmî terminolojiyi kullanma korkumuzu da artık sonlandırmamız gerekiyor. Ben Müslümanım ve İslâmî terminolojiye göre hakkın üstünü örten kâfirlere “kâfir” denir.
Şimdi Müslümanlığımıza birkaç soru soralım. Ama sorularımız; “Müslümansanız neden Müslümana koşulsuz destek vermiyorsunuz?” veya “Neden Müslümana yapılan katliamlara, soykırımlara sessiz kalıyorsunuz?” sorularının seviyesine asla ulaşamayacak. Bu zillet bize yetmez mi?
Soruyoruz, Müslümanlığımız Müslümana karşı kafirleri destekleyebilir mi? Desteklerse Müslümanlığımıza ne olur?
Müslümanlığımız, Müslümanları ve o Müslümanların ilkokula giden küçük kız çocuklarını öldürsün diye kafirleri kendi evinde barındırabilir mi?
Müslümanlığımız, kâfirler zarar görmesin diye kendini savunan Müslümanı engelleyebilir mi? Aynı Müslümanların üzerinden geçen ve Müslümanın yüzüne inen kâfir yumrukları büyük bir keyifle izlediği halde. Müslümanlığımız, bir kâfirin bir Müslümanı öldürmesinden neden keyif alır, sevinç duyar!?
Müslümanlığımız, bunca askeri üssü nasıl olur da zalim kâfirlerin hizmetine verebiliyor?
Aramızda ittifak, güç oluşmasın diye aranızdaki nifakı, kini nasıl bu kadar çok besleyebiliyoruz?
Müslümanlığımız, İslâm dışı hesapları İslam'a tercih edebilir mi? Mesela sultanlar, saraylar, mesela milli çıkar hesapları İslami ilkelerin üstünde kabul edilebilir mi?
Allah’ımız bir, Peygamberimiz bir, Kitabımız bir… Müslümanlığımıza yetmiyor mu? Aynı Kâbe’ye yönelmiyor muyuz. Ramazandayız, bilhassa her Ramazanda Müslümanların üstüne bombalar yağdıran kafirlerle beraber ittifaklar kurup, oruç tutan Müslümanları öldürdükten veya öldürülmesine yardımcı olduktan sonra geri dönüp oruç tutmamızın Müslümanlığımızla ilişkisi nedir?
Oysa Müslümanlığımızın kitabı bize diyor ki:
“Ey iman edenler! Mü’minleri bırakıp kâfirleri dost ve sırdaş edinmeyin. Yoksa, böyle bir akılsızlıkta bulunup da aleyhinizde Allah’a apaçık bir delil vermek ve O’nun azabını üzerinize çekmek mi istiyorsunuz?” (Nisa: 144)