Gazze’de 6 Ekim’den beri devam eden soykırım saldırıları ve açlık politikası, uygulanmayan ateşkes anlaşmasına rağmen etkisini halen yıkıcı bir şekilde gösteriyor.
Ateşkes anlaşmasına taraf ve garantör ülkeler arasında anlaşmanın 2’nci aşamasına geçilmesi konusunda görüşmeler yapıldı. Geçen hafta soykırım suçlusu baş katil Netanyahu ile soykırım destekçisi Trump, ABD Florida’da bir görüşme gerçekleştirdiler. Bu görüşmede Gazze ateşkes anlaşmasının ne olacağı merakla beklenirken Trump, İran’ı tehdit edip gözdağı verdi. Daha sonra ABD tekelindeki güçler marifetiyle ABD’nin İran’a saldırı ihtimali gündem edilerek dünyanın dikkati buraya çekildi. Ne hikmetse bu sırada; 2018’den başlayarak Türkiye’ye defalarca yaptıkları “ekonomik darbe” planını İran’da devreye koydular. İran riyalinin rekor şekilde düşmesi sonucu esnafın kepenk kapatarak başlattığı protestolar büyüdü. İran’daki gösteriler, ABD ve siyonist terör rejiminin iştahını kabarttı.
Gözler İran’a odaklanmışken birdenbire büyük şeytan Amerika yine bir şeytanlık yaparak uzun süredir tehdit edip kıskaca aldığı Venezuela’ya saldırı düzenledi. Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşini korsan gibi (aslında gibi kelimesi fazla) onur kırıcı bir şekilde kaçırarak uydurduğu kriminalize suçlarla ABD’de yargılanacağını baş korsan Trump dünyaya açıkladı. Kimse de çıkıp, “Sen kimsin başka ülkenin başkanını nasıl yargılıyorsun? Ortada bir suç varsa uluslararası kurumlar ve mahkemeler var” diyemedi.
İki ay önce “Sudan’da Neler Oluyor?” başlıklı yazımda, ABD emperyalizmine karşı Maduro yönetimi ve halkını sonuna kadar desteklememiz gerektiğini yazmıştım.
Evet, maalesef uzun süredir yaşanan gerginlik karşısında dünya yeterli tepkiyi göstermeyince haydut devlet ABD, yeni bir haydutluğa imza attı. Yıllar önce Mahzuni Şerif’in söylediği gibi: “…Tuz diye yutturur buzu, Gafil düştük kuzu kuzu, Dünya'nın en namussuzu, Amerika katil katil…”
ABD’nin yaptığı bu haydutluk ve hukuk tanımaz tavrı ne ilktir ne de son olacaktır. Maduro’nun ve eşinin kaçırılması sonrası TV’lere çıkan uzmanlar, akademisyenler ve eski diplomatlar, 2’nci dünya savaşından sonra kurulan “Yeni Dünya Düzeni”nin artık yıkıldığını söylemeye başladılar. Ancak bu konuda çok geç kaldıklarının farkında değiller. Zulüm ve gözyaşı üzerine kurulu bu aldatma ve göz boyama düzeni insanlık nezdinde Gazze soykırımı ile zaten sona ermişti. Güce tapan “Batı Medeniyeti” ve siyon-emperyalist düzen ve bu düzene dayalı tüm uluslararası kurumlar sadece bu düzeni korumak için vardır. Müslümanlar ve mazlum halklar söz konusu olunca, bu kurumlar işlevsiz hale gelirler. Egemen güçlerin politikalarına ve çıkarlarına aykırı bir adım ata-maz-lar… Durum bu kadar açık iken ve defaatle tecrübe edilmesine rağmen hâlâ bu düzenden medet bekleyenlere şaşıyorum.
ABD’nin bu yaptığı, eşkıyalıktan farklı bir şey değil. Bir de utanmadan başka ülkeleri terörist olmakla ve teröre destek vermekle suçluyorlar. Ey ABD! Senden ve uşaklarından âlâ terörist mi var? Maduro’yu kaçırmak gibi bir alçakça korsanlığı yaptın anladık peki, karısını kaçırmak gibi bir şerefsizliği yapmak nedir? Bu tavrınla “Elimde güç var istediğimi yaparım” diyerek diğer ülkeleri ve liderleri tehdit ediyorsun ve “ya bana uyarsınız ya sonunuz böyle olur” demeye getiriyorsun. Kibirli tavrın ve içinde bulunduğun güç zehirlenmesi sonunuzu getirecek de farkında değilsin. Sen ve bu zulüm düzeninde birlikte olduğun katliam ve soykırım ortakların yerle yeksan olacaksınız inşallah.
Maduro’nun siyon-emperyalist güçlerce hedef alınmasının üç ana nedeni var. Birincisi: ABD öncülüğünde kurulan hegemonik düzene karşı çıkması, ikincisi: Gazze soykırımına karşı çıkması ve Gazze’ye en büyük destek verenlerden olması, üçüncüsü ise Venezuela’nın petrol başta olmak üzere yeraltı ve yerüstü kaynaklara sahip olması.
Maduro yönetiminin hedef olduğu bilinmesine rağmen müttefiki olan başta Çin ve Rusya olmak üzere kimseden kınama dışında etkili bir çıkış olmaması da düşündürücü bir durumdur. Maduro maalesef ‘Mağduro’ oldu. Demek ki neymiş; sırtını emperyal ülkelere dayamayacaksın. Birbirlerinden farkları yoktur. Menfaatleri bir olur, kendi aralarında anlaşırlar ve seni ortada bırakırlar. 12 gün savaşında terör rejimi ve ABD saldırısında İran’ı da yalnız bırakmadılar mı?
Türkiye ve İran başta olmak üzere İslam ülkeleri ve emperyalizm karşıtı 3’üncü dünya ülkeleri bu durumdan ders çıkararak halkıyla barışık olmalı, mali ve askerî açıdan güçlü olmalı ve ihtilafları bir kenara bırakıp güç birliği yapmalıdırlar. Aksi halde bir emperyal ülkeye karşı diğer emperyal ülke sizi korumaz ve yem olmaktan kurtulamazsınız. Allah (CC) İslam ümmeti ve mazlum halkları emperyalizmin saldırı ve oyunlarından korusun… Vesselam…