Bismihi Teâla

Bilgi, artık bir dokunuş kadar yakın.
Yapay zekâ, bilgi pınarı gibi akıyor.
Veri seli, yağmur misali yağıyor.
Ne istersek sunuyor,

hiç yorulmadan.

Harika mı? Evet.
Ürkütücü mü? Biraz.
Peki bu kolaylık ne getirir?
Üretme gücümüzü azaltır mı?
Hazıra konan zihin tembelleşmez mi?

Iska geçilmemesi gereken sorular…

Öğrenci eskiden araştırırdı.
Kaynak bulur, not alırdı.
Kendi cümlesini kurar, öğrenirdi.
Şimdi bir komutla her şey hazır.
Peki emeği nerede bu bilginin?
Arayış, merak, çaba nerede kaldı?

Bilgiyi hazmetmeden tüketmek…
Bu, bilgelik midir yoksa oyalama mı?
Bilgiye ulaşmak kolay, anlamak zor.

Çoğu zaman öğrenci öğretmenine değil,
teknolojiye sormayı tercih ediyor.
“Şiir nasıl yazılır?” diye soruyor.
“Uzaya ilk kim çıktı?” diyor.
Cevap saniyede geliyor.

Ama yazılım o merakı görür mü?
Bir cümleyle kalbe dokunur mu?


YZ zaman tasarrufu sağlar, doğrudur.
Ama öğretmen başka bir şey öğretir.

Nasıl düşüneceğini gösterir.
Nasıl sorgulayacağını öğretir.
Ve en önemlisi,
nasıl insan kalacağını.

Bazen varlığıyla cesaret verir.
Bazen nefesiyle umut olur.
Bir cümleyle yol gösterir.

Peki bu iki zekâ hasım mı?
Hayır.
Yapay zekâ insanın eseridir.
Ama yön veren, anlam katan insandır.
Bilgiye ruh üfleyen yine insandır.

Makine, sevgiyi hisseder mi?
Bir öğrencinin gözyaşını fark eder mi?
Cevap verir, ama dokunamaz.
Doğruyu söyler, ama ısıtamaz.

Asıl soru belki de şudur:
Yapay zekâ öğretmeni aşar mı,
yoksa öğretmen mi onu yönlendirir?

Bilgi çağında yarış başka artık.
Bilenle bilmeyen değil,
Üretenle tüketen arasında.

Yapay zekâ hazır olanı verir.
Doğal zekâ, olmayanı yaratır.
Ve insan, hâlâ yaratan taraftadır.

Kalın sağlıcakla.