Bismihi Teâlâ
Eğitimde ölçme ve değerlendirme, sürecin belki de en kritik yanı.
Çünkü yönlendirme, yerleştirme buna göre yapılır.
Bir bakıma bu aşama emeğin meyveye dönüştüğü,
ürünün hasat edildiği andır.
Geleneksel test teknikleri bu hasadı hakkıyla gerçekleştirebildi mi?
Sapla samanı ayırmaya gerçekten yetti mi?
Açıkçası bu sistem, çoğu zaman “ya ak ya kara” ikileminin ötesine geçemedi.
Bireyi tüm yönleriyle değerlendirmekten uzak,
dar kalıplara sıkışmış bir anlayış uzun süre hüküm sürdü.
Bilimde, teknolojide arzu edilen sıçramaları yapamamışsak;
nedenini biraz da burada aramak lazım.
Nice zihinler, ölçülemeyen yönleri yüzünden köreldi.
Nice potansiyeller fark edilmeden heba oldu.
Kim bilir belki de bu topraklarda yeşerecek birçok fikir,
başka coğrafyaların menfaatine hizmet eder hâle geldi.
Oysa gerçek terakki, ilim ve fenle mümkündür.
Gündeme gelen “Bağlam Temelli Ölçme Değerlendirme” yaklaşımı,
bu noktada dikkat çekici bir adım olarak karşımıza çıkıyor.
Ancak şu soru zihinleri kurcalamadan edemiyor:
Önceki sistem yetersiz idiyse,
neden bunca yıl uygulanmaya devam edildi?
Cevap aslında tanıdık:
İnsan, çoğu zaman himaye ettiği yapıya toz kondurmak istemez.
Sistemler de böyledir.
Alışkanlıklar kolay kolay terk edilmez.
Yeni nesil soruların gerçekten “yeni nesil”,
bireylere uyarlanıp uyarlanamayacağı ise ayrı bir mesele.
Çünkü bu tarz sorular, sadece bilgiyi hatırlamayı değil;
anlamayı, yorumlamayı ve sabırla okumayı gerektiriyor.
Bu da ciddi bir zihinsel disiplin demektir.
Oysa bu disiplinin temeli,
özellikle temel eğitimde rahatlıkla kazandırılabilir.
Yeter ki çocukların basiretleri köreltilmesin.
Akıl ve zekâları edilgen değil, aktif biçimde işletilsin.
Eğitim ezberin değil;
düşünmenin, sorgulamanın, anlamlandırmanın zemini hâline getirilsin.
Belki o zaman, ölçme değerlendirme gerçekten ölçer.
Gerçekten değerlendirir.
Ve belki o zaman, hasat edilen ürün yalnızca doğru-yanlış sayılarından ibaret kalmaz.
İnsanın kendisi olur.
Kalın sağlıcakla.