Bismihi Teâlâ
12 Mart önemli bir tarihtir.
İstiklâl Marşı’nın kabul edildiği gündür.
Aynı zamanda Akif’i anma günüdür.
Her yıl Akif’i anarız.
Konuşmalar yapılır, şiirler okunur.
Fakat çoğu zaman aynı şeyleri tekrarlarız.
Akif denince akla bazı kavramlar gelir.
Ümmet bilinci, tevhid inancı ve vatan sevgisi.
Millet aşkı ve elbette İstiklâl Marşı.
Biz çoğu zaman Akif’i marşıyla anarız.
Onu marşla özdeşleşmiş bir şair sayarız.
Fakat mesele bundan ibaret değildir.
Akif’in büyük bir ülküsü vardı.
Bu ülkünün adı “Asım’ın Nesli”dir.
Peki, bu ülkü yeterince konuşuluyor mu?
Sanırım cevap pek iç açıcı değildir.
Şairliğini anlatır, poetiğinden söz ederiz.
Ama çoğu söz sığ kalır.
Derinlik çoğu zaman kaybolur.
Peki, ya Akif’in maarif davası?
Onu ne kadar konuşuyoruz?
Daha da önemlisi şu sorudur:
Safahat’ı kaç kişi gerçekten okudu?
Kaç kişi okuyup üzerine düşündü?
Kaç kişi onu müzakere etti?
Sen yabancı, ben yabancı, be ne hancı…
O halde Akif’i anmak kolay değildir.
Onu anlamadan anmak eksik kalır.
Akif’i anlamak davasını anlamaktan geçer.
Belki de Akif’in bizden istediği budur.
Safahat onun en büyük eseridir.
Yedi kitaptan oluşan büyük bir külliyattır.
Akif bu eser için şöyle der:
“Hayalle yoktur benim alışverişim.
Her ne demişsem görüp de söylemişim.”
Safahat okunmadan birçok şey eksik kalır.
-Bir: O dönemin şartları tam anlaşılamaz.
-İki: İslam dünyasının hâli doğru kavranamaz.
-Üç: Şiirlerindeki ayet ve hadis izleri görülmez.
-Dört: Doğu ile Batı dengesi iyi okunamaz.
-Beş: Hatıralarının izleri de kaybolur gider.
-Altı: Asım’ın Nesli fikri yeterince anlaşılmaz.
-Yedi: Mısır’da geçen son yılları da eksik kalır.
Akif yaşadığı çağı şiirle anlatmıştır.
Bunu çoğu zaman manzum hikâyeyle yapmıştır.
Onu özgün kılan yönlerden biri budur.
Akif’in hayal ettiği gençlik farklıdır.
Sadece bilgiyle yetişen bir gençlik değildir.
Bilgi, faziletle birleşmelidir ona göre.
Asıl hedef karakter sahibi bir nesildir.
Şu dizeler bunu açıkça anlatır:
“Âsım’ın nesli… diyordum ya… nesilmiş gerçek;
İşte çiğnetmedi namusunu, çiğnetmeyecek.”
Eğitimin gayesi karakter inşa etmektir.
Akif bu gerçeği yıllar önce söylemiştir.
Bir başka yerde şöyle seslenir:
“Toprakta gezen gölgeme parmak basacaklar,
Sözde aramışlardı fakat bulamayacaklar…”
Ne güçlü bir sezgi…
Ne derin bir basiret…
Sonuç olarak;
Safahat yalnızca bir şiir kitabı değildir.
O aynı zamanda bir fikir ve irfan kaynağıdır.
Bugün de güncelliğini koruyan bir eserdir.
Eğitimciye meslek aşkı verebilir.
Gence yüksek bir ideal gösterebilir.
Belki de bugün yapılacak en doğru şey şudur:
Akif’i anmak için önce Safahat’ı anlamak.
Kalın sağlıcakla.