Bismihi Teâlâ;

Okullarda silah seslerinin en sık duyulduğu ülke ABD.
Bireysel silahlanma denildiğinde Brezilya ve Kanada akla gelir.

Çete şiddetlerine girmiyorum bile.

Fakat son dönemde bu ateşin bizim okullarımıza da sıçraması,

üstelik giderek artması,

son derece hazin ve bir o kadar tehlikeli bir tabloyu gözler önüne seriyor.

Peş peşe iki ilimizde yaşanan acı hadiselerle sarsıldık.

Yazık…
Hem de çok yazık.

Anne babaların koklayarak uğurladığı evlatlarını,

kısa bir süre sonra morgdan teslim almak zorunda kalması…
Tarifi zor, ibretlik bir acı.
Allah, yakınlarına sabır versin.

Oyun çağındaki çocuklar, artık oyuncaklarla değil;

cana kasteden silahlarla temas ediyor.
Kalemin, kitabın yerini barut hevesi alıyor.

Bu meseleye çözüm odaklı eğilmek zorundayız.

Bana göre bu iki vakıanın arka planı:
-Bir: Zorunlu eğitimin dayatmacı algılanışı.
-İki: Ebeveynlerin rol karmaşası.

Sosyal medya ise belki de bu sürecin en güçlü tetikleyicisi.

Ne hallere geldik,

ne hallere düştük…

Peki bu bir musibet mi?
Belki.

Ama asıl mesele şu:
Biz nerede hata yaptık?

Kısa ve net bir ifadeyle;
Toplumsal çözülme derinleşti,

kök değerler zayıfladı.

Okul idaresini ve öğretmeni etkisizleştirdik mi?
Aileyi pasif bir konuma mı ittik?
Çocuklarımızı makinelerin uğultusuna mı terk ettik?

Eğer öyleyse, başka bir sonuç beklemek mümkün mü?

Artık aileler, çocuklarının esiri olmaktan çıkıp rehberi olmalıdır.

Eğitim sistemi “güvenli okul, güvenli eğitim, güvenli nesil” diyorsa,

önce kendine şu soruları sormalıdır:
Neredeyiz?
Nerede yanlış yaptık?
Ve en önemlisi, neyi değiştirmeliyiz?

Güvenli okul; kapısında polislerin nöbet tuttuğu yer midir?
Yoksa öğrencinin, öğretmenin, velinin ve tüm çalışanların kendini huzur ve güven içinde hissettiği bir ortam mı?

Elbette cevap açıktır:
Güvenli okul; korkunun değil, aidiyetin hüküm sürdüğü yerdir.

Kalın sağlıcakla.