SDG/PYD ile Şam yönetimi arasında 10 Mart’ta imzalanan mutabakat hayata geçirilmedi. Anlaşmanın uygulanması için son tarih 31 Aralık 2025 olarak belirlenmişti. Mutabakat; SDG’nin askeri unsurlarının Suriye ordusuna katılmasını, sivil idari yapıların merkezi hükümete bağlanmasını ve petrol bölgelerinin Şam yönetimine devredilmesini öngörüyordu. Ancak yeni yılın ilk günlerinden itibaren Suriye’de tansiyon her geçen gün yükselirken, yaşanan son çatışmalar bu mutabakatın kâğıt üzerinde kaldığını açıkça ortaya koyuyor.
Daha önce Türkiye, mutabakatın uygulanmaması hâlinde askerî seçeneğin her zaman masada olduğunu ifade etmişti. Zira Türkiye, Suriye topraklarında bağımsız bir SDG/PYD yapılanmasını kırmızıçizgi olarak görüyor. Suriye’yi bölmeye yönelik girişimlere karşı SDG/PYD’yi defalarca uyaran Ankara, böyle bir adımın atılması durumunda askeri karşılık vereceğini net biçimde dile getirmişti.
Buna karşılık siyonist israil, Suriye’de uzun süredir beklediği fırsatı SDG/PYD üzerinden değerlendirmeye çalışıyor. Daha önce de yaptığı gibi Nusayrileri ve Dürzileri kışkırtarak iç karışıklık yaratmayı, bu yolla SDG/PYD’nin rahatlamasını hedefliyor. Siyonist israilin amacı; Suriye’yi istikrarsızlaştırarak SDG/PYD’nin Şam yönetimine entegrasyonunu engellemek ve ülkeyi yeniden bir iç savaş ortamına sürüklemektir.
Siyonist israilin temel hedefi, Suriye topraklarını kaos üzerinden kontrol altında tutmaktır. Bir yandan Şam yönetiminin askeri kapasitesini zayıflatmak için sürekli bombardımanlar düzenlerken, diğer yandan SDG/PYD’yi destekleyerek Süveyda’dan kuzeydoğu Suriye’deki PKK bölgelerine uzanan bir hat açmayı planlıyor. Siyonist israilin “Davut Koridoru” olarak adlandırdığı bu hattın Türkiye sınırlarına kadar uzatılması hedefleniyor. Türkiye ise bu planı doğrudan ulusal güvenliğine yönelik ciddi bir tehdit olarak değerlendiriyor.
Bugünlerde Suriye’de yaşanan çatışmalar her ne kadar Halep’teki Şeyh Maksut ve Eşrefiye mahalleleri üzerinden tartışılsa da asıl mesele israil ve Türkiye’nin Suriye sahasındaki stratejik hesaplarıdır. Masada mutabakat sağlanamadıkça, sürecin yavaş yavaş daha şiddetli çatışmalara evrildiği görülüyor. Görünürde çatışan taraflar SDG/PYD ile Şam ordusu olsa da perde arkasında stratejik bir mücadele israil ile Türkiye arasında yaşanıyor.
Peki, Bu Gelişmeler Çözüm Sürecini Etkiler mi?
Suriye’de yükselen tansiyonun ve yaşanan çatışmaların, Türkiye’de yeniden gündeme gelen çözüm sürecini etkilemesi büyük bir ihtimal olarak duruyor. Süreçte gelinen son aşama, TBMM’de oluşturulan komisyonun rapor hazırlığı ve buna bağlı olarak önerilecek yasal düzenlemelerdir. Bu aşama, çözüm sürecinin kritik son evresi olarak değerlendiriliyor.
Öte yandan Abdullah Öcalan, cezaevinden yayımladığı yeni yıl mesajında Türkiye’ye, Suriyeli Kürtler ile Şam yönetimi arasındaki süreçte kolaylaştırıcı, yapıcı ve diyaloğa açık bir rol üstlenmesi çağrısında bulundu. Türkiye’nin süreçteki en önemli kozlarından biri de Öcalan’ın bu tür açıklamalarıdır. Yeni çözüm süreci büyük ölçüde bu zemin üzerinden ilerletilmeye çalışılıyor.
Ancak Öcalan’ın çağrılarının örgüt tarafından bütünüyle dikkate alınmadığı ve iç hesapların tutmadığı noktada, Türkiye’nin Suriye’de SDG/PYD’ye yönelik doğrudan askerî operasyonlara yönelmesi ihtimal dâhilindedir. İç politikada ise bu durumda güvenlikçi politikaların daha belirleyici hâle gelmesi gözüküyor.
Sonuç olarak; Suriye’deki son gelişmeler ve 10 Mart mutabakatının işlevsiz kalması yalnızca Suriye’nin iç dengelerini değil, Türkiye’de yürütülen çözüm sürecini de yakından ilgilendiriyor.